AKAÎD ve ÖNEMİ
«Akîde»; insanın inanması icabeden şeylerin tümüdür. İslâm kültür ve medeniyetinin temelleri, işte bu akideye dayanır.
Akîde, kâinat ve hayat hakkındaki bilginin temelidir. İslâm kültürü ve hayat şekilleri İslâm akiderinin mahsulleridir.
Yıkılmak istenen İslâm medeniyetinin, önce akidesi sarsılmış ve buna bağlı olarak da hayat telâkkisi ve medeniyeti tahribe uğratılmıştır.
«Akaid» ise; kelime olarak, akidenin çoğulu olup «Akîdeler» mânâsına gelir. Fakat İslâm ıstılahında, İslâmî bir ilmin özel ismi olarak kullanılır, ve «İslâm Akaidi» veya «Akaid ilmi» denilir.
YABANCI KÜLTÜR ETKİLERİ KARŞISINDA İSLÂM AKAİDİ
İslâm’da, ilk defa sapık «Kaderiyye Mezhebi’» ni Mabed İbnü Halidi’l-Cühanî başlatmıştır. Makrizi’ye göre; bu sapık mezhebi Mabed’e telkin eden, İranlı Ebu Yunus Sensuye’dir.
Allah (cc)’ın sıfatlarını inkâr eden ilk şahıs da, Ca’d İbnü Dirhem’dir. İlk defa «Kur’an mahûktur» iddiasını ortaya atan, «Kelâm sıfatı, Allah (cc) ile kaim değildir ve Allah (cc) bir vech ile görülmez» diyen Miracı inkâr eden şahıs da budur.
Ca’d son Emevî Halifesi Mervan’ın hocasıdır. İbnü Asakir’e göre; Ca’d, bu sapık akideleri Beyan İbnü Sem’an’dan almıştır. Beyan, Gulat-ı Şia (Müfrit Şiiler) dandır. Hulûl’e ve Ibahiye’ye inanır. Bilâhare peygamberlik iddia etmiştir. Fikirlerini, damadı Taalût’dan; Taalût da bu akideleri, Peygamber (S.A.V.)’e sihir yapan Yemenli bir Yahudi (Lebid) ‘den almıştır. (1)
İstitâat (kula verilen güç) ve insanın hürriyeti meselelerinde Geylân-ı Dımeşkî, Şam’da faaliyette bulundu. Bu da, Ma’bed’in sapık mezhebi Kaderiyyeciliği ilerletti. «Kader, hayır ve şer, hepsi kulun eseridir » derdi.
Allah’a (C.C.) gerek zatî, gerek fiilî sıfatlar İsnadının tevhid akidesini ihlâl edeceği iddiasını genişletip «her şeyin faili Allah (C.C.) ‘tır, ve fiiller zatının eseridir» diyerek insan iradesini inkâr ile «Cebr» Mezhebi’ni ilk tesis eden de Cchm İbnü Safvan’dır.
Ibnü Kesir, «Cehm’in Tirmizli, Semerkantlı, hatta Hazerli olduğunu kaydedenler vardır» der. (2)
İbnü’n-Nedîm ise, Hazarların İbranice yazı kullandıklarını söyler. (3) Bizans’da, VIII. asırda yapılan tazyikler “dolayısıyle Yahudiler, Hazar ülkesine sığınmışlar ve böylece Hakan ile etrafı, Musevîliği kabul etmiştir. Ve Hazarlar, Müslümanlara karşı Ynhudileri himaye etmişlerdir.
Cehm’in, muhtemelen Hazarlı olması ve yukarıda zikredildiği gibi, Hazarların, Yahudi kültürünün tesirinde kalmaları ve Cebriyye’nin esaslarının gayri İslâmî oluşu hususları üzerinde ibretle düşünülmeğe değer.
Mücessime ve Kerramiyye’nin esaslarını hazırlayan ise, Cehm ile davamlı mubahase eden Mukatil İbnü Süleyman’dır.
Vâsıl İbnü Ata ile eniştesi Amr İbnü Ubeyd, Hasan Basrî’den ayrılıp; «küfür ile iman ve Cennet ile Cehennem arasında bir menzile bulunduğu»nu ileri sürerek Mutezile Mezhebini meydana getirmişlerdir.
Vâsıl İbnü Ata, Medine’de doğup Basra’da yerleşmiş ve itizal kelimesi, ilk defa bunun hakkında kullanılmıştır.
Amr İbnü Ubeyd’in dedesi Rebap ise, Hind büyüklerindendi. Bir rivayete göre; dedesinin adı Sübân; diğer rivayete göre Keysan’dır. Sahabeye sövenlerdendir. Tebbet Sûresini inkâr eder. (4)
Mûtezile’nin faaliyeti, devlet tarafından himaye görmüş ve Abbasi Halifesi Me’mun zamanın da, her taraftan insanlar ve kitaplar getirtilerek «Beytü’l – Hikme» (Bilgi Okulu) kurulmuştur. Bu kuruluş Mutezile fikriyâtını daha, da geliştirmiş ve sistemleştirmiştir.
Bu okulun menşei tetkik edilince görülür ki:
Meşhur Katolik Rahibi Timotheos, Hıristiyan misyonerlerinin faaliyeti esnasında Çin’e kadar gitmiş, sonra kendi rızası ile Abbasi Halifelerinin yanında kalmış, ondan sonra da, çok canlı felsefî tetkiklere, kendini vermiştir.
Sekizinci asrın ikinci yarısında ise, eski İran Tıp Mektebi olan «Gonde Şapur» okulu büyük bir şöhret kazandı.
Şu medrese, beşinci asırda Hükümdar Hüsrev Enuşirevan zamanında, Hıristiyan âlimlerinin hücumu ile ilk defa canlı bir devir yaşamıştı.
Bu sefer, bu ilim muhitine Süryanî, İranlı ve Yunanlı âlimler geliyor ve bu vasıta ile Hindistan’la temas ediyorlardı.
Emevî Halifeleri zamanında «Gonde Şapur» yüksek medresesinin, o kadar kuvvetli bir faaliyeti vardı ki; başka hiç bir tıp medresesinin meydana çıkmasına imkân ve lüzum kalmamış ve yalnız oradan bazı hekimler tek başlarına Arabistan ve Suriye’ye kadar gitmişlerdi.
İlk defa, birinci Abbasi Halifeleri devrinde onlar, merkezlerini Bağdad’a naklettikleri zaman bu mektep, bütün İslâm âleminde çok fazla alâka uyandırdı.
- Halife El-Mansur, 765 Senesinde Gonde Şapur hastahanesinin başhekimi olan Gewargis bar Bohtişo (Corces bar Bahtişu) ile müşavere etti, onu Bağdad’a davet etti. Bahtişu ailesi, Bağdad’da üç asır kadar kaldı. Halifeler, kendi hekimliklerini ve hususî kâtipliklerini bunlara tevdi ettiler.
Gonde Şapur mektebinde bu aileden başka, tıp ve felsefe ile meşgul olan ve tercümanlık yapan, daha pek çok aile vardır. Bunlardan iyi tanıdığımız, dokuzuncu asır başlarında Bağdad’a muhaceret etmiş olan Johana bar Masavih olup orada bir hastahane tesis etmiş ve Halife Me’mun’un emriyle bir de, mütercimler ınektebi olan «Beytü’l -Hikme»’yi kurmuştur. Hâlife Mütevekkil, bu mektebi ıslah etmiş, yenileştirmiş ve Huneyn’i onun reisliğine tayin etmiştir.
İşte bu mektep, o devirde, yabancı kültür istilasının da merkezi oldu. Yunanca, Hintçe ve İbranice’den, itikadı yıpratıcı ne kadar eser varsa tercüme edildi. Bunların tesiriyle de Mutezile, Mürcie, Kaderiyye, İbrahiyye, Batıniyye gibi sapık telakkiler kuvvetlendi ve yayıldı.
İşte, bu yabancı kültürlerin İslâm’ı yıkma gayretleri karşısında, İslâm’ın tertemiz inanç temellerini ortaya koymak lüzumu hissedilmiş, ve AKAID İLMÎ doğmuştur.
(1) Ibnül-Kesir. El-Bidaye Ve’n-Nihaye. C. IX, s. 350.
(2) A.g.e., C. X. 27.
(3) Îbnü’n-Nedim, Fihrist.
(4) Ibnül-Kesir. a.g.e.. C. X, s. 78. ( Ömer Nesefi, İslam İnancının Temelleri AKAİD)
AKAİD
AKiDE, insanın inanması icab eden imani şeylerin tümüdür. İslâm kültürünün temelleri bu akideye dayanır. Kâfirlerin İslâm akidelerini yıkma amaçları karşısında, Ehl-i Sünnet ve’l cemaat imamları tarafından, İslâm’ın tertemiz inanç, akidelerini ortaya koymak lüzumu hissedilmiş, bunun neticesi olarak AKAİD İLMİ meydana gelmiştir.
Akaidin ilk mümessili EBÜ HANÎFE NUMAN ÎBNl SABİTTİR. Amel de olduğu gibi akidede de Ehl-i Sünnetin ilk imamıdır. EBÛ MANSUR MATURİDÎ İmam-ı Âzam’ın koyduğu esasları ve müdafa usulünü sistemleştirmiş olduğu için Hanefilere İtikat’ta Maturidi denilmektedir.
Ebû Mansur Maturidi, muhteşem İslâm binasının temellerine her türlü taarruzun yapıldığı bir devirde, İslâm’ı Allah’ın emrettiği bir şekilde, ilan ve izah eden müstesna ve mücahit alimlerdendir. İlminde ki genişlik ve kudretle, İlm-i Tevhid’deki dirayet ve fazileti ile temayyüz etmiş, bütün Ehl-i Sünnetin itimadını kazanmış ve Kelamcıların İmam’ı unvanını hakkıyla almıştır.
İkincisi, Şafi olan, müslümanların akaidini öğrenmekte ve öğretmekte üstün çaba harcayan, İslâm dini potasında eriyen ve Peygamberimizin (S.A.V.) sünnetini yaymakta elinden geleni geriye koymayan, Kelamcıların İmamı, Ehl-i Sünnetin önderi EBU’L HASAN EL EŞ’AR’I EL BASRİ’dir..
Şu husus iyi bilinmelidir ki, Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat’ın kelam ilmindeki önderi, bu iki imamdır. İmam-ı Maturidi ve İmam-ı Eş’ari, diğer fırkalar arasında orta bir metot benimserler. Her iki imam, Akli olan mebdelerde nakli delile dayanan her meselede, ittifak halindedirler. Nakli delillerdeki mebdelerinde, aklın caiz olduğunu idrak ettiği hususta, Aklın caiz olduğunu idrak etmediği meselelerde, akli ve nakli delillerde iktifa etmişlerdir. Bazı meseleler hariç, bütün itikada ait meselelerde görüş birliğine varmışlardır. Biz, İMAM-I ÂZAM EBÛ HANÎFE’ye tabi olmuşuzdur. Zira usulde ve furuda bizim imamımız ve örneğimizdir.
Akaid, iman esasları olan meseleleri açıklamadır ki, bunun öğrenilmesi farzdır. Söz konusu ilmi öğrenmek isteyen kimse, onu herhangi birisinden değil, bu ilmin yetkilisi, Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat imamlarından sayılan birisinden öğrenmelidir. Biz bu ölçüyü göz önünde bulundurmak şartıyla : Ehl-i Sünnetin ilk imamı, İmam-ı Âzam’ın «FIKH-I EKBER‘ini, Aliyyül – ‘Kari şerhinden ve Diyanetin yayınladığı Sabit Ünal çevirisinden yararlanarak, Nurettin Es Sabuninin «MATURUDlYYE AKAlD» ini, Bekir Topaloğlu çevirisinden ve yine İmam-ı Maturidinin «KlTAB’ÜL TEVHÎD» ini Sudi Erdoğan tercümesinden, İmam Ebû Yusr Muhammed Pezdevi’nin, «Ehl-i Sünnet Akaid »ini, Şerafettin Gölcük’ün tercümesinden, İmam Ömer Nesefi’nin «AKAÎD» ini, Seyid Ahsenin hazırlamasından, İmam Ömer Mu’in En Nesefi’nin «ÎSLÂM İNANÇLARI» nı, Cemil Akpınar tercümesinden, Ahmet Ziyauddin Gümüşhanevi’nin «Ehl-i Sünnet itikadı» nı Abdulkadir Kabakçı ve Fuat Gürel tercümesinden, Kelebazi’nin, «Tasavvuf (Taarruf) nü», Süleyman Uludağ’ın tercümesinden, Hakim Es Semerkandi’nin «SEVAD’ÜL AZAM» nı Sıdkı Gülle çevirisinden yararlanarak, Akaidimizin temel meseleler bölümünü inşa ettik.
Ayrıca, Kıyamet bölümü için gerekli açıklamaları, İmam-ı Kurtubi’nin «Kıyamet Alametleri» eserinden ve Muhammed B. Resul Al-Hüseyni’nin yine «Kıyamet Alametleri» eserinden yararlanarak yaptık. Allah’ın isimleri meselesinde ek olarak sunulan Esmaların anlamlarını, Osman Tatlısu’nun «ESMA’ÜL HÜSNA» sından yararlanarak; Küçük ve Büyük günahlar meselesinde ek olarak sunulan Günah-ı Kebairleri, İbn-i Hacer’in, Helâl ve Haramlar eserinin bütününden yararlanarak sunduk. Akaidimizin son bölümünde de «ELFAZ-I KÜFÜR» yer almıştır, bu bölüm içinde yukarıda zikredilen bütün akaid kitaplarından ve Hüseyin Aşık’ın hazırladığı «ELFAZ-I KÜFÜR» kitabından yararlanarak bu akaid eserini derlemiş bulunmaktayız.
Ayrıca, «SEYDA diyor ki» başlığı altında Saadatın himmetiyle, Akaidimizin zikredilen bütün meseleleri için, açıklamalarımız yer almaktadır. Ayrıca eserimizde anlaşılması gereken bir nokta da Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat Reislerinin ve alimlerinin görüşleri genel olarak, Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat başlığı altında zikredildikten sonra, yine meselenin daha iyi anlaşılmasını sağlamak için meselelerin altında Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat Reislerinin, bazı Ehl-i Sünnet Alimlerinin ve Büyük Velilerin görüşleri ve sözleri de zat’i olarak yer almıştır.
Dikkat edilecek hususlardan biride, derlediğimiz kitabın içerisinde, meselelerde geçen sözlerin hangi kitaptan alındığını açıklamak için, cümlelere sıra numaraları verdik. Ayraca bu numaraları da kitabın arka bölümünde, Kaynakçalar başlığı altında, kaynakça gösterdiğimiz eserlerle beraber okuyucumuzun araştırmasında kolaylık olması için zikrettik.
Allah razı olsun… Tevfik ve inayet Allah’tan, Himmet Saadattandır… Hazırlayan (Adem Müftüoğlu, Kitab’ül Akaid, sh:7-9) Nizameddin DEMİR
Bir cevap bırakın