Cebrail yaratılmış en güçlü ve en kudretli melek midir?
Soru
Hocam selamü aleyküm. Benim sualim Cebrail as. hakkında. Diğer meleklerden üstün özelliklere mi sahiptir. İslamda yeri ve konumu nedir. saygılar.
Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla bir bağlantı alacaksınız ve yeni bir şifre oluşturacaksınız.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit.Morbi adipiscing gravdio, sit amet suscipit risus ultrices eu.Fusce viverra neque at purus laoreet consequa.Vivamus vulputate posuere nisl quis consequat.
Cevap ( 1 )
vealeykümselam verahmetüllah Servet kardeşim…
CEBRAİL DİĞER MELEKLERDEN ÜSTÜN MÜDÜR?
“Ehl-i sünnet ulemâsının çoğuna göre, insanların yükseği, meleklerin yükseğinden daha üstündür. Zira, insanlar, şeytan ve nefsleri ile savaşmakta; ihtiyaçları olduğu hâlde yükselmektedir. Melekler ise zaten yüksek yaratılmışlardır. Melekler, tesbîh, takdîs ediyorsa da, buna cihadı da katmak, insanların yükseklerine mahsustur. Nisâ sûresi 95. âyetinde meâlen, “Mallarını, canlarını fedâ ederek din düşmanları ile Allah rızası için cihad eden müslümanlar, oturup ibâdet edenlerden daha üstündür. Hepsine de, Cenneti söz veriyorum” buyuruldu.
Sorunuza gelecek olursak; Meleklerin birbirlerinden üstünlükleri vardır. En üstünleri dört melektir.
Birincisi: Cebrâîl,
İkincisi: İsrâfîl,
Üçüncüsü: Mikâîl ve
Dördüncüsü: Azrâil aleyhimüsselâmdır.
Bu dört melekden sonra üstün olan melekler, dört sınıfdır: Hamele-i Arş denen melekler, dört tanedir.
Kıyamette sekiz olacaklardır.
Huzûr-i ilâhîde bulunan meleklere, Mukarrebîn denir.
Azab meleklerinin büyüklerine, Kerûbiyân denir.
Rahmet meleklerine, Rûhâniyân denir. Bunların hepsi, meleklerin havâssı, yani üstünleridir.
Bunlar Peygamberlerden başka bütün insanlardan daha üstündür. Müslümanların sâlihleri ve velileri, meleklerin avâmından, yani aşağılarından daha efdaldir, daha üstündür. Meleklerin avâmı, müslümanların avâmından, yani âsî ve fâsıklardan efdaldir. Kâfirler ise, her mahlûktan daha aşağıdır.”
CEBRAİL (as) Diğer Meleklerden daha Üstündür…
Kaynaklarda Cebrâil ile ilgili tartışmalardan biri de onun tafdîli konusudur. Fahreddin er-Râzî ile Zemahşerî gibi bazı Sünnî ve Mu‘tezilî âlimlerin, Cebrâil’in Hz. Peygamber de dahil olmak üzere bütün yaratıkların en üstünü olduğunu kabul etmelerine karşılık İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre Cebrâil bütün meleklerden ve peygamberler dışındaki insanlardan üstündür.” (Fahreddin er-Râzî, II, 226-227; Âlûsî, I, 334; XXX, 60).
En “büyük melekler” olarak tanınan dört melek vardır ki, bunlar: Cebrâil, Azrail, İsrafil ve Mikâil’dir.
Hz. Cebrâil, Kur’an’da üç yerde “Cibrîl” olarak geçmekte (Bakara 2/97, 98; Tahrim 66/4) diğer bazı ayetlerde de kendisinden Rûhu’l-Kudüs ve Rûh olarak bahsedilmektedir. (Bakara 2/87, 253; Mâide 5/110)
Cebrâil: Meleklerin en büyüğüdür. Görevi: Allah ile peygamberler arasında elçilik yapmak, Allah’ın kitaplarını peygamberlere getirmektir. Kitabımız Kur’an-ı Kerim’i Allah’tan Peygamberimiz (asm)’e getiren Cebrâil’dir.
Mikâil: Tabiat olaylarının idaresi ile görevlidir. (Yağmur yağması, rüzgâr esmesi, ekinlerin bitmesi v.s. gibi)
İsrâfil: Kıyametin kopması ve insanların öldükten sonra tekrar dirilmeleri ile görevlidir.
Azrâil: Ömrü sona eren insanların canlarını almakla görevlidir.
Bu dört meleğin en büyüklerinin Cebrail ve Mikail olduğu bildirilmiştir.
Bununla beraberi esas vazifesi vahiy getirmekten ibaret bulunan Cebrâil’in Resûl-i Ekrem (asm)’e daha yakın olduğu, ayette Cebrail’in önce zikredilmesinin, ayrıca vahiy ile görevli oluşunun Mîkail’den faziletli olduğunu gösterdiği nakledilir. (İbn Kesîr, I, 231-232; Alûsî, I, 334)
Cebrâil ile Mîkâil’in özel isimleriyle anılması Allah katında kıymetli ve büyük meleklerden olduklarını gösterir. (Taberî, I, 349; Kādî Abdülcebbâr, VII, 177; Alûsî, I, 333-334)
Diğer taraftan Resûlullah’ın gece namaza başlayacağı zaman, ayrıca her namazın arkasından okuduğu dualarda Cebrail’in ve Mîkail’in adını anması bu meleklerin Allah katındaki üstün derecesini gösterir. (Müsned, VI, 61, 156; Müslim, Salat, 200; İbn Mâce, İḳāmet, 180)
İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre Cebrail (as) bütün meleklerden ve peygamberler dışındaki bütün insanlardan üstündür. (Râzî, 11/226-227; Alusi, 1/ 334; 30/60; bk. TDV. İslam Ansiklopedisi, Cebrail md.)
Hz. Peygamber (asm)’in, bir hadisinde şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Her peygamberin gök ehlinden iki, yer ehlinden iki veziri olur. Benim gök ehlinden vezirlerim Cebrâil ile Mîkâil, yer ehlinden vezirlerim de Ebû Bekir ile Ömer’dir.” (Tirmizî, Menâḳıb, 17)
Hadislerde Mîkâil genellikle Cebrâil ve İsrâfil ile birlikte zikredilmektedir (Müsned, III, 10; Ebû Dâvûd, Ḥurûf, 1)
Resûl-i Ekrem’in;
– Rüyasında Cebrâil ile Mîkâil’i kendisine cennet ve cehennemi gezdiren iki insan şeklinde (Müsned, V, 15; Buhârî, “Cenâʾiz”, 90; Bedʾü’l-ḫalḳ, 7),
– Bir başka rüyasında onlardan birini başı ucunda, diğerini ayağı ucunda durup kendisine bir darbımesel söylerken gördüğü rivayet edilmektedir. (Tirmizî, Emsal, 1)
İslâm’ın başlangıcında namazdaki teşehhüd esnasında “et-Tahiyyât” yerine “… es-selâmü alâ Cibrîle, es-selâmü alâ Mîkâîle …” denilmekteydi. (Müsned, I, 382, 413, 427; Buhârî, Eẕân, 148; İstizân, 3)
Öyle anlaşılıyor ki, Allah katında da en büyük melek Hz. Cebrail’dir. Fakat insan olan elçiler bu vahiy elçisinden daha büyüktürler.
Cebrâil’in insan şekline girerek Hz. Peygamber’e geldiğine dair hadisler Ehl-i sünnet âlimlerince kabul edilmiştir. Zira meşhur ve sahih hadisler dışında kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de de Cebrâil’in insan şeklinde Hz. Lût’a, Hz. İbrâhim’e ve Hz. Meryem’e göründüğü açıkça bildirilmiştir.” (Hûd 11/69, 77; el-Hicr 15/51, 68; Meryem 19/17).
Hz. Cebrâil, Kur’an’da üç yerde “Cibrîl” olarak geçmekte (Bakara 2/97, 98; Tahrim 66/4) diğer bazı ayetlerde de kendisinden Rûhu’l-Kudüs ve Rûh olarak bahsedilmektedir. (Bakara 2/87, 253; Mâide 5/110)
Cebrâil’in kanatlı olduğuna dair rivayetler, Kur’ân-ı Kerîm’de melek hakkında verilen bilgilere uymaktadır .” (Fâtır 35/1).
Cebrâil hakkında yazılmış müstakil risâleler mevcuttur.
Sühreverdî el-Maktûl’ün Risâle-i Per-i Cibrîl’i (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 4821), Muhammed b. Yûsuf el-Kirmânî’nin Şerḥu ḥadîs̱i suʾâli Cibrîl’i (Süleymaniye Ktp., Yenicami, nr. 1181),
Fuṣûṣü’l-ḥikem şârihi Abdullah Bosnevî’nin Türkçe olarak kaleme aldığı Risâle fî temessüli Cibrîl’i (Süleymaniye Ktp., Nâfiz Paşa, nr. 509;
Cârullah Efendi, nr. 2129) ve Ahmed Muhyiddin Gülşenî’nin Şerḥu ḥadîs̱i Cibrîl’i (Dârü’l-kütübi’l-kavmiyye, Hidîviyye, nr. 7128) bunlardan bazılarıdır.
Şimdi meleğin mi yoksa insanın mı üstün olduğu sorusuna gelelim.:
Biraz önce İsa (as) ve Musa (as) ve Muhammed’in (sav) Cebrail’in aktardığı feyiz yüzünden yükseldiklerini söyledik. Bu bazıları için bir soruyu doğurmuş olabilir. Aktaran aktarılandan daha üstün olur diye düşünebilirler.
Unutulmamalıdır ki Cebrail’in aktardığı nur sebebiyle mertebelerini bulan Isa (as) Musa (as) ve peygamber efendimiz (sav) buna rağmen ondan üstündürler ve bunun birçok sebebi vardır.
Cebrail aktaran varlık olabilir ama kendiliğinden aktarmıyor. Asıl aktaran Allah’tır ve Cebrail sadece bir vesiledir. Bu örnek güneşin ışığının önce bir aynadan yansıtılıp başka bir aynaya düşmesi gibidir. Vesileler bazen âlâ ve bazen de edna olurlar. Âlâ olan vesilenin misali demin verdiğim ayna misalidir. Edna vesilenin misali bir padişahın mektup yazıp vezirine aktarsın diye sıradan bir adama vermesi gibidir. Bu durumda o sıradan adam mektubun ne içerdiğini bile bilmeyecek; sadece aktaran bir vesile olacaktır. Vezirden daha üstün olması şart değildir. Bu durumda onun işi sadece aktarmak olacaktır. Sözlerle bile aktarsa vezirin üstün zekâsı o sözleri daha derin anlayacaktır.
Bu örnekten anlayabiliriz ki Allah’ın Cebrail vasıtasıyla aktardığı bilgi hakkında Cebrail’in kendisinin tam anlamıyla haberdar olmaması mümkündür. Bir hadis de bu konuya ışık tutuyor. Miraçla ilgili bir hadiste Miraç sırasında belli bir noktaya gelince Cebrail “Bundan sonra ben devam edemeyeceğim. Siz gidin” demiş. Yani Cebrail kendi vasıtasıyla yollanan mesajların bir kısmını muhakkak anlıyordur ama bir kısmı öyle bir dildeydi ki tam olarak anlaması sadece asıl muhatabın harcıydı. Cebrail ona verileni aynen götürdü ama tam anlamak ya Allah(c.c) ya da Peygamber Efendimizin(sav) işiydi.
Bu götürüp de anlayamadığı kısmıyla ilgilidir. Anladığı kısmına gelince de Peygamber Efendimiz Cebrail’den üstündür; daha iyi ve daha derin anlamıştır. Bir örnek verecek olursak ateşi çıkmış iki kişiye aynı ilacın verildiğini farz edelim. Birisi çabuk reaksiyon gösterip iyileşeceği gibi diğerinin vücudu nispeten yavaş tepki gösterecektir. Bu fark ikisinin iç durumundandır. Vücudunda ilaca karşı koyan maddesi fazla olan geç iyileşirken tertemiz bir içi olan hemen iyileşecektir; ateşi düşecektir.
Bu örnek şer kuvvetlerini def etmekle ilgiliydi. İyiliği cezbetmekle ilgili de benzer bir durum söz konusudur. İki kişi aynı gıdayı yerler ama birisi sağlam ve kuvvetli bir vücuda kavuşurken diğeri zayıf ve sıska kalıyor; o kadar faydalanamıyor. Bazen ilkine göre fazla yediği halde bile o kadar güçlü olamıyor. Aynı şekilde yollanan öğretinin hem Peygamber Efendimiz(sav) hem de Cebrail tarafından anlaşılan kısmında Peygamber Efendimizin(sav) anlama seviyesi yüksekti. Öğreti de aynen gıda gibi ikisinin iç kuvvetlerine göre etki yapardı.
Daha da anlaşılır bir örnek verecek olursak şu anda anlatmakta olduğum bu konuyu ele alalım. Herkesin ana dili olan Urduca dilinde anlattığım bu konuyu oturan herkes anlamaktadır ama herkesin anlama seviyesi aynı olmayacaktır. Zihinlerinde bıraktığı etki de birbirinden farklı olacaktır. Kalbin durumu da gelen mesajın rengini değiştirmektedir. Fatiha suresini ele alalım. Okuyan birisi çığlıklar atarken diğeri ise gülümsüyor; tebessüm ediyor. Bu neden böyledir. Sadece şunun için ki zor durumda olan o zor anında bunu okuyunca “gerçekten de artık beni sadece Allah (c.c) kurtarabilir” der ve ağzından çığlıklar çıkar, haykırır. Öbür tarafta başarıların içinde yüzen birisi “demek her başarımın arkasında Allah(c.c) var ve o beni koruyor” der ve yüzü gülümser; tebessüm eder. Yani aynı sözler kalbin iç durumuna göre farklı etkiler yaparlar.
Sözün özü Peygamber Efendimiz(sav) için gelen kelam onun iç kabiliyetleri ve kuvvetleriyle birleşince belli bir etki yaparken, Cebrail’in iç kuvvetleriyle birleşince başka bir etki yapıyordu. İçyapının farklılığının farklı netice doğurduğu zaten aşikâr olan bir gerçektir. Örneğin; söndürülmemiş kirecin üstüne tuğla koyarsak hiç bir şey olmaz ama su dökersek yanar. Neden? Çünkü su ile kireç birleşince bu özel neticeyi doğururlar. Bu sebeple her ne kadar Cebrail kelamın bir kısmını anlıyor olsa da içyapısı Peygamber Efendimizden (sav) farklı olduğu için Peygamber Efendimiz(sav) kadar derin anlayamazdı ve bu konuda da Peygamber Efendimiz (sav) ondan üstündü.
Şunu eklemekte fayda vardır ki her insan her melekten üstün olmuyor. Bu sadece bazı insanlar için geçerlidir. Özel insanlar özel meleklerden üstün oldukları gibi sıradan insanlar sıradan meleklerden üstün olurlar. İnsanın sorumlulukları meleğe nazaran çok daha geniştir. İnsan cehenneme bile atılabilir; oysaki melek için böyle bir şey söz konusu değildir. Onlar iyilik yapmaya mecburdurlar ama insan için bu bir seçimdir. İster iyilik yapar ister kötülük. Bu sebeple iyilik yapan sıradan insanlar sıradan meleklerden üstün olabiliyorlar.”