Cahiliyye

Soru

Cahiliyye Nedir? Cahiiyye Hayatı Ne Demektir? Bu konu Hakkında Bilgi Verebilir misiniz? Teşekkür ediyorum…

Cevap ( 1 )

  1. DERS: CAHİLİYYE-1

    “Yoksa istedikleri, cahiliyye düzeni midir? Kesin inançlılara göre Allah’ın düzeninden, Allah’ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç?” (Maide:50)

    Cahiliyyenin anlamı bu ayette belirgin bir biçimde ortaya konuluyor. Cahiliyye -Allah’ın belirttiği, Kur’an’da ifade edildiği üzere- insanların insanlar için hüküm belirlemesi, insanın insana köle kılınması, Allah’a kulluğun bırakılması, Allah’ın ilahlığının reddedilmesi ve de buna karşılık, kimi insanların ilah kabul edilmesi ve -Allah’a değil- onlara tapılmasıdır.
    Seyyit Kutup, Fizilalil Kur’an.
    Cahiliyyenin niteliği, İslâm la çelişme, İslâm`a karşı olmadır.

    Nerede ve hangi zamanda olursa olsun eğer insanlar, tek bir konuda bile olsa, beşer aklının ürünü olan bir şeriat, bir öğretiye göre hüküm veriyorlarsa -hangi şekilde olursa olsun- söz konusu öğretiyi benimsiyorlarsa, onlar cahiliyye sınıfındadırlar.

    Onlar, öğretisi doğrultusunda hüküm verdikleri kişinin dinini benimsemiş durumdadırlar, Allah’ın dinini değil! Allah’ın hükmünü istemeyen, cahiliyye hükmünü istiyor demektir. Allah’ın şeriatını reddeden, cahiliyye düzenini kabul ediyor, cahiliyyeyi yaşıyor demektir.

    Bu, yolların ayrılış noktasıdır. Allah bu noktada, insanlardan iyice düşünmelerini istiyor. Gerisi insanlara kalmıştır. Diledikleri yolu seçmekte özgürdürler.

    Ardından Allah bu tür insanlara, cahiliyye düzenini istemelerinden ötürü kınayıcı bir soru yöneltmektedir. Yine bu soru, Allah’ın hükmünün daha üstün olduğunu vurgulamaya yöneliktir:
    “Kesin inançlılara göre Allah’ın düzeninden, Allah’ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç?”
    Evet! Allah’tan daha iyi hüküm koyabilecek olan kim vardır?

    İnsanlar için Allah’ın şeriatından ve hükmünden daha iyi bir şeriat ve hüküm belirleyebileceği iddiasında bulunmaya kim kalkışabilir?

    Allah müslümanlardan kendi aralarında şeriatını yürürlüğe koymalarını, Kur’an doğrultusunda hayat sürmelerini, onlardan kimi insanların kendilerini indirdiği şeriatından ufacık bir noktada bile şaşırtmalarından sakınmalarını isterken, daha sonra olup bitecek herşeyi bilmiyor muydu? (……..)

    Bu konuda, müslüman olmayan bir kimse dilediğince konuşabilir. Ama müslüman olan ya da müslüman olduğunu iddia eden bir kimse bu türden sözler edebilirmi? Bu türden sözler edebiliyorsa onun İslâm’la artık ne ilgisi kalmıştır? Tüm bunlardan sonra, onda İslâm’ın en ufak bir izi görülebilir mi?
    Bu, tam bir yol ayrımıdır. Kişi seçimini yapmak zorundadır. Seçimini yapmışsa artık tartışmanın gereği yoktur.

    Ya İslâm, ya cahiliyye!
    Ya iman, ya küfür.
    Ya Hakk, ya Batıl,
    Ya Allah’ın hükmü ya cahiliyye düzeni.

    Bu meseleyi müslüman, kesin ve net bir biçimde kafasına yerleştirmelidir. Yaşadığı çağda, insanlara karşı Allah’ın hükmünü uygulama noktasında asla tereddüde düşmemelidir.
    Bu gerçeğin zorunlu sonucu olarak, dosta da düşmana da Allah’ın şeriatını uygulamalı ve de bunun neticesine katlanmalıdır.
    Müslüman bu meseleyi kafasına net olarak yerleştiremezse, bir türlü istikrara kavuşamayacak, kendini yöntem kargaşasının içinde bulacak, hak ile batılı birbirinden ayıramayacak, doğru yolda bir adım bile ilerleme kaydedemeyecektir… (…………)
    (………….) Seyyit Kutup, Fizilalil Kur’an.

    7. “Ey Muhammed! Sana kitabı indirdik. Heveslerine uymayasın ve aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükm edesin diye sana kitabı indirdik. Kur’an’Ia hükmetme emri tekrarlandı. Çünkü yahudİler hem recm hadisesinde, hem de Öldürmelerde kısas hadisesinde Hazreti Peygamber’in hakemliğine baş vurmuşlardı.
    İbn Cerir, İbn Abbas (R.A.) den rivayet etti ki; Yahudilerden Kâ’b bin Esed, Abdullah bin Suriya ve Şaş ibn Kays dediler ki: “Gelin Muhammed’e gidelim. Belki onu dininden döndürürüz.”
    Hazreti Muhammed (s.a.v.) in yanına gelip ona şöyle dediler: “Ey Muhammed, biliyorsun ki bizler, yahudilerin bilginleri, eşrafı ve efendileriyiz. Eğer biz sana uyarsak, yahudiler de yolumuzdan yürür ve bize muhalefet etmezler. Bizlerle bir kavim arasında husumet vardır. Onları sana şikâyet ediyoruz. Onlara karşı bizim lehimize hüküm ver de sana inanalım ve seni tasdik edelim.”
    Peygamber (s.a.v.), onların isteklerine uymadı. Bunun üzerine Cenab-ı Allah şu ayeti kerimeyi indirdi: Maide:49. “Ve aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların heveslerine uyma. Seni, Allah’ın sana indirdiği şeylerin bazısından meylettirmelerinden sakın!’ Bu ayet, Peygamber (s.a.v.) in davranışını onaylamak için nazil oldu.
    Onun hak yolda sebat edip bunların ve benzerlerinin sözlerine aldanmamasını emretmek için indirilmiş oldu.
    Ey Muhammed, şayet onlar hakkı kabul etmekten yüz çevirirlerse, onların bu yaptıkları senin umurunda olmasın. Onlara aldırma. Bilki, bir kısım günahlarından dolayı Allah onları cezalandırmak istiyor. Diğer günahlarını diyecek olursak, —o günahları ne kadar da çoktur.— bu yüzden onlar için acıklı bir azap hazırlanmıştır. Bu azabın mahiyetini de ancak Allah bilir. Gerçekten onların bir çoğu fasıktırlar; akıl, din ve mürüvvetin sınırından dışarı çıkmıştırlar..
    Hayret bunlara! Doğru ve orta bir görüş, adilane bir hüküm olan ilâhi hükümlerle hükmetmenden yüz çevirip te cahiliyet hükmünün mü ardına düşüyorlar? Bu tuhaf değil mi? Hem de nasıl! Rahmanın kanunlarını ve Kur-an’ın hidâyetini bırakıp, ahmakça cahiliyet görüşlerine tutunacak bir kimse var mıdır?
    Andolsun ki, bizler bu zamanda dinimizi ve Kur’an’ımızı bırakmış, bu anlatılan kimselerden beter olmuşuz. Çünkü onlar İslam dışına çıkmış, onu ilâhi bir din olarak kabullenmiyor ya da en azından onun hakikatini bilmiyorlardı. Yalnız bilginleri biliyordu. Ama ya bizler? Müslüman olduğumuzu iddia ediyor, cenneti ve Allah’ın mükafatlarını ümid ediyoruz. Bununla beraber Kur’an’ın hükmünü bırakıp cahiliyet devrininki gibi görüşlere bağlanıyoruz. Evet, ayetin hitabında bunlar var.
    Bu soru bu hayret ve bu protesto, Allah’tan daha adil bir İlâh olmadığına ve ondan daha güzel hüküm veren bir hâkim bulunmadığına yakînen inanan bir kavim içindir!.
    Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 2/66-68.

    Osmanlı’nın son Şeyh’ul İslam’ı Mustafa Sabri Efendi’nin Laik Devlet hakkındaki Fetvası
    Şayet devlet İslam çizgisinden çıkarak ‘dinin emirlerine itaat etmek hükümetin işi değildir. Bu ancak ümmetin işidir’ denilirse bu durum dini devletten ayırmaktır. Böyle bir durumda devlet İslam’dan irtidat etmiştir.
    Şayet ümmet böyle bir hükümetten razı olursa veya hükümet parlamentodan oluşacaksa ve toplumun vekaletini alarak kanun yapacaksa yani ümmet hükümetten razı olma durumunda ise ümmet de mürted olur. Bu durumda hem o hükümetin hem de o ümmetin üzerine şu ayet tatbik edilir.
    “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler. İşte onlar kafirlerin ta kendileridir.”

    Laiklik ilkesini kabul eden bir siyasi rejim İslam hükümlerine başkaldırmış demektir. Dolayısı ile öncelikle bu hükümet irtidad etmiş, sonra da bu idareye itaat edenler tek tek mürtedleşmişlerdir.
    Siyasi idarede görev alanlar tek tek mürted hükmünü aldıkları (İslam dininden çıktıkları) gibi bu hükümete itaat eden kitlelerde irtidada düşmüş olurlar.
    Bu kestirmeden toplu küfre giriş kadar daha korkunç bir olay tasavvur edilemez.
    Birimiz fert olarak İslam’ın her hangi bir hükmünü kabul etmediğimiz, dinin sultasını reddettiğimiz, helal ve haramdan, emir ve nehiyden birini inkar ettiğimiz takdirde küfre girmiş oluruz.
    Peki toptan Allah’ın sultasını, emir ve nehiylerini, helal ve harama ilişkin ölçülerini reddeden ve dolayısı ile kafir olduğu şüphe götürmeyen bir idarenin üyeleri hakkındaki hükmünüz ne olacaktır?
    Cevap.. Yalnızca mürted ve kafir olmak değil midir?
    Şeyhü’l-İslam Mustafa Sabri Efendi, Mevkıf’ül Akıl…. 4/280

    En iyi cevap
    En iyi cevabı iptal et

Bir cevap bırakın

Gözat
Gözat