3.GÜN 7.GÜN 40.GÜN 52.GÜN ÖLÜ İÇİN YEMEK VERMEK
“M E T İ N
“Bir kimse, ölümünden sonra halka üç gün yemek verilmesini vasiyet etse, vasiyeti batıldır. Ebu Bekr el-Belhî’den naklen Hâniye’de böyle denilmiştir. Yine Haniye’de Ebu Cafer’den naklen ise şöyle denilmektedir: ‘Ölümünden sonra taziyede bulunanlara yemek verilmesini vasiyet etse’, bu vasiyet malının üçte birinde caizdir. Bu yemek, taziye için uzun müddet kalanlara ve uzun mesafeden gelenlere helâl olur. Uzun zaman kalmayan ve uzun mesafeden gelmeyenlere ise helal değildir. Yapılan yemek artarsa bakılır, eğer çok artmışsa tazmin edilir, değilse edilmez.
Ben derim ki: Musannıf birinci görüşü üç gün kaydı ile ağıtçı kadınların toplanıp yedikleri yemeğe hamletmiştir. Bu takdirde o vasiyet, ağıtçı kadınlara yapılan vasiyet olur ki bu da batıldır. İkinci görüşü de bunların dışındakilere yapılan vasiyete hamletmiştir. (……)
İ Z A H
«Vasiyet batıldır» Câmiu’l-Fetâvâ’da denildiği gibi, esah olan bu vasiyetin batıl olmasıdır. «Uzun müddet kalanlara ve uzun mesafeden gelenlere helâl olur.»
Bu konuda zengin ve fakir birdir. Hâniye, Mesâfenin uzunluğundan maksat evlerinde geceleyememeleridir. Zahiriye. Yani evlerine aynı gün dönmek istedikleri takdirde evlerinde geceleme imkanları olmamasıdır.
«Tazmin edilir ilh…» Zahir olan bunun, vasiyet edenîn malum bir miktar takdir etmediği zaman böyle olduğudur.
«Musannıf birinci görüşü… hamletmiştir.» Yani metindeki, vasiyetin batıl olmasını.
«Üç gün kaydı ile ilh…» Musannıfın ibaresi ve Ebû Bekr el-Belhi’den naklen zikrettiği ifade «üç gün» ile kayıtlıdır. Üçüncü günde ağıtçı kadınlar toplanırlar. O zaman da yemek verilme vasiyeti, onlara yapılmış olur ki bu da batıldır. Zâhir olan bunun onların örflerinde böyle olduğudur. Musannıf sanki bunu Ebu’l-Kasım’dan naklen Haniye’deki şu ibareden almıştır. «Musîbete uğrayanlara başlangıçta yemek götürmek mekruh değildir. Çünkü onlar ölünün techizi ve benzeri şeylerle meşguldürler. Ama onlara üçüncü gün yemek götürmek müstehap değildir. Çünkü üçüncü gün ağıtçı kadınlar toplanırlar. O zaman da onlara yemek vermek mesiyete yardım etmek olur.»
Ben derim ki: Sâlhâni yemek verilme vasiyetinin batıl oluşunu şöyle gerekçelendirmiştir: O, insanlara yapılmış bir vasiyettir. İnsanlar ise sayılamazlar. Bu «Müslümanlara vasiyet ettim» dediği zaman vasiyetinin batıl olmasına benzer.. Çünkü bu şekildeki vasiyetin lafzında ihtiyaca delalet edecek birşey yoktur. O zaman bu vasiyet meçhula temlik olur ki bu da sahih değildir.
«İkinci görüşü de ilh…» ki bu, vasiyetin cevazına hükmeden görüştür.
Ben derim ki: Esah olanın, ancak birinci görüş olduğunu yukarda belirttik. Bunun zâhiri o vasiyetin mutlak olarak batıl olmasıdır.
Fethu’l-Kadir’in cenazeler bahsinin sonundaki ifade de bunu teyid eder. Zira orada denilmiştir ki: «Ölünün yakınlarının ziyafet vermeleri mekruhtur. Çünkü ziyafet kötü zamanlarda değil sevinçli zamanlarda meşrudur. O halde böyle bir ziyafet çirkin bir bidattır. İmam Ahmed, Cerir bin Abdullah’ın şöyle dediğini nakleder: Biz ölünün yakınları ile toplanmayı ve onların yemek yapmalarını ağıt sayardık.»
Ölünün komşularının ve uzak akrabalarının, onun yakınlarına bir gün ve bir gece doyacakları miktarda yemek hazırlamaları müstehaptır. Zira Peygamber (s.a.v.) «Cafer’in ailesine yemek yapın çünkü onları meşgul eden bir musibet gelmiştir» demiştir. Bu hadisi Tirmizi hasen. Hâkim ise sahih kabul etmiştir. (……..) (İbn-i Abidin, Vasiyetler Babı)
“Ölü için cenaze ile beraber veya daha evvel veyahut daha sonra ekmek, helva, yemiş, şeker ve emsali yenir şeyler mezarlığa götürüp ölü defnedildikte mezarın başında dağıtmak veyahut cenaze günü veya üçüncü veya yedinci veyahut kırkıncı günlerinde veya daha başka muayyen günlerde yemek yaptırıp halka ziyafet vermek veyahut muayyen mevsimlerde mezarlığa getirip orada dağıtmak veyahut sığır veya davar gibi kurbanlık götürüp mezarın başında kurban keserek dağıtmak, İslamiyet’ten evvelki cehalet devri âdetlerinden kalmış bulunan çirkin ve kötü bid’atlar ve mekruh işlerdir. Böyle şeyleri yapmakla sevâb değil, günah kazanılıyor.
Yine böylece Kur’ân-ı Kerîm’i hatmettirmek için veyahut En’am veya İhlâs sûrelerini okutturmak için veya teşbih ve tehlil ettirmek için yemek yaptırıp davet ittihaz etmek mekruhdur.
Teşbih: Malûmdur. Tehlil: “Lâilahe illallah” lâfızlarını zikrettirmektir. Tevhid de yine budur.
—Hadîs imamlarından Ahmet bin Hanbel ve İbnu Mace, Cerir bin Abdullah (Radiyallahü anh)’den rivayet etmiş oldukları bir hadîsle Cerir demiştir ki: «Bizler, ölünün güzel huylarını ve iyi hallerini sayıp ağlamak için ölü sahibinin yapmış olduğu yemeğe toplanır, orada hem yemek yer ve hem de avaz avaz ağıd yapar, söylerdik. Vaktaki İslâmiyet şerefle teessüs etti bütün yanlış hareketlerimizle ve çirkin âdetlerimizle bunu da yasak etti.»
Yani “İslâmiyetten evvelki çirkin âdetlerimizden biri de ölü sahibinin yapmış olduğu yemeğin başına toplanıp da bir öğün yemek için dalkavukluk ve mürailik ederek ölüyü medhedip durmamızdı. Elhamdülillah müslümanlık bunu yasak ederek bizi bundan kurtardı” demektir.
Yine böylece cehalet devrindeki âdetlerden biri de deveyi getirip ölünün mezarının başında boğazlar ve: «Bu zat, sağlığında misafirler için deve boğazlar yedirirdi, şimdi ölümünden sonra da bununla beraberlenir» , derlerdi. İslâmiyet bunu da yasak etmiştir.
—Binâenaleyh, zamanımızda bazı yerlerde hâlâ devam etmekte olan mezarlara, dedelere, türbelere kurban adamak ve götürüp orada kesmek, cehalet devrinden kalma ve halkın cehâletiyle barınıp yaşamakta olan çirkin bir cehalet ve şirk âdetidir.
Rasûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hadîs-i şerîfiyle : «İslâmiyette mezar başında deve boğazlamak yoktur.» (1) buyurmuştur. Bu hadîs-i şerif, «kabir kurbanı» adı verilen ve cehalet devrinden kalmış bulunan bu çirkin bid’atten Müslümanları kurtarmaktadır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin yasak etmiş olduğu bir şeyi yapmak, mekruh ve çirkin bid’at olacağında şüphe yoktur.
Yine Ahmed bin Hanbel ve Ebû Dâvûd, Âsim bin Küleyp’den, o da babasından, babası da Ensardan bir kişiden rivayet etmiş oldukları senedi sahîh bir hadîsle rivayet olunduğu üzere :
«Kocası vefat etmiş bir kadın, kocasını defnedip mezarlıktan dönmekte olan Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ‘i cemaatiyle birlikte çağırdı ve yemek getirip yemelerini teklif etti. Resûl-i Ekrem (SallaSlahii Aleyhi ve Sellem) de cemaat da kadının yemeğinden yediler.» Vârid olmuştur.
—Bazı Ulemâ bu hadîs ile istidlal ederek; “ölü için yemek yaptırmak caiz olduğuna kail olmuşlarsa da muhakkik fakihlerimiz bu hadîsi de nakledip bunun hususî bir sebeple olmak ihtimaline binâen bir vakiaihal olup umuma şamil dinî bir hüküm olamayacağını, esas delil bütün İslâm’ı mezheplerin kabul edip delil olmağa lâyık gördükleri Cerir’in rivayet etmiş olduğu hadîs olduğunu beyan etmişlerdir. Bilhassa veresede yetim veya hazırda olmayan kimseler bulunursa, diğer münkerattan sarfınazarla sâde yetimin veya hazırda olmıyanların malını ve yemeğini haksız ve lüzumsuz yere fuzûli sarfetmek haramlığı ağır günah olmaya kâfi gelir.” Buyurmuşlardır.
Yemek toplantısında mum ve kandil yakmak gibi fuzûli israf, def çalıp güzel sesle ilâhi ve gazel söyleyip kadınlarla gençleri bir araya toplamak, zikretmek ve Kur’ân okumak için ücret vermek ve almak ve emsali zamanımızda görülmekte olan bid’atlar ve ma’siyetler de irtikâp edilirse bunların kat’î haram olacaklarında ve bunlar için vasiyet yapılmış ise, vasiyet batıl olduğunda asla şüphe yoktur.
—Velhasıl ölünün ruhu için Kur’ân okutturmak veya burada nakledilen şeylerden birini yaptırmak için ölünün kaçıncı günü olursa olsun yemek hazırlayıp ziyafet vermek bid’at ve mekruhdur. Fakat fakir, aç, muhtâç gördüğün kimseleri ölünün ruhu için yedirmek, yine ölünün ölümünün kaçıncı günü ve hatta kaçıncı yılı olursa olsun güzel bir sadaka olur. Çünkü ölüm günü, yani ölünün ölümünün üzerine bir gece geçmeden ölünün varisi veya velisi mümkün olduğu kadar bir şey ölünün ruhu için tasadduk etmek sünnettir. Sadaka verecek hiç bir şey bulamazsa iki rekât namaz kılıp sevabını onun ruhuna hediye etmelidir. Ölü defnedildikten sonra yedinci güne kadar her gün mümkün olduğu ve kolayına geldiği miktar bir şey ölünün ruhu için sadaka vermek müstehabdır. (2)
Hülâsa, ölünün ruhu için sadaka vermek, Kur’ân okumak, herhangi bir ibadeti yaparak sevabını ölünün ruhuna bağışlamak İslâm dininde meşru’ ve iyi faziletlerdir. Fakat sadaka, zarurette kalmış muhtaçların ihtiyacını temin veya hiç değilse ihtiyacına bir yardım olmak için verilen para veya eşya veyahut yemektir. Gayr-i müslimlerden kalmış ve İslâm dininde yasak edilmiş âdetleri yapmak ve böyle yasak işlere para sarfetmek sadaka değil, haram olan israftır.
—Kur’ân okumak ve zikru tesbih ve ibadet etmek, sırf Allah rızası için olursa, sevab kazandırırlar ve o sevab ölünün ruhuna bağışlanır. Allah rızası için olmayıp para almak için olurlarsa, sevab yerine günah kazandırırlar, ölünün ruhuna neyi bağışlayacaklar? Günah işleyip ölünün ruhuna bağışlamak, ölüye fâide temin etmez. Ölünün zararını artırır, daha fazla rahatsız eder.
Buraya kadar nakledilen bu hükümler, fıkıh kitaplarımızın beyanatının tercüme ve hülâsasıdır. Zamanımızda ihdas edilmekle fıkıh kitaplarında mezkûr olmayan bid’at ve âdetler bunlara kıyas edilmekle hükme bağlanmaları mümkün ve caiz olur.
Meselâ; güzel sesle tağannî, yani ilâhi ve gazel söylemek, zikretmek ve Kur’ân okumak için para vermek ve almak, ölü için ihtifal yapıp genç kadınlarla genç erkekleri bir araya toplamak haram olduğu fıkıh kitaplarımızda sarâheten beyân olunmaktadır.
—Binâenaleyh, ölü için mevlût okutmak namiyle güzel sesli hanendeler arayıp bulmak, bilhassa zamanımızdaki mevlûtlerin çoğunda mevlûtle hiç münasebeti olmayan ilâhiler, şiirler, gazeller, güya münacatlar, kadınların ihtiyarlarını ağlatmak, gençlerini de hayran etmek için türlü mürailikleri terennüm ettirmekle âdeta bir eğlence ve âlem halini almış bulunan bid’atler, fukahânın caiz olmadıklarını beyân etmiş oldukları güzel sesle tagannî edip gazel söylemeğe kıyas edilerek tahrimen mekruh olduklarında şüphe yoktur. Bahusus okuyanlara para verilmezse okumaz ve para az olursa kavga etmek veya okumadan evvel pazarlık edip istediği para verilmezse gelmemek, gelmişse okumamak gibi ihlâs namına hiç bir şey olmadığı ve Allah rızası hiç hatır ve hayallerine bile gelmediği gün gibi meydanda olan böyle toplantılardan ve mevlûtlerden ve böyle bid’at ve mekruh işlere para harcamaktan ölüye bile fayda olacağını itikat etmek, İslâm ehl-i sünnet itikadına muhalif bâtıl bir inançtır. Ekseriyetle riya yani gösteriş ve desinler için yapılmakta olan böyle bid’at merasimlerin mekruh olduklarında şüphe yoktur, bunların haram oldukları şüphelidir. Böyle bid’at ve mekruh merasimleri yapmak değil, terk etmek ve bunlardan menetmek vâcib ve lâzım olan fazilettir.
— Yine böyle ölünün elli ikinci gece merasimi ve duası diye ihdas edilmiş bulunan para çekmek tuzağı olan hurafeler de çirkin bid’atler ve kötü yalancılıklar oldukları aşikârdır. Bu hurafelerin yazılı bulunduğu «Vasiyetname» kitabı, yanlış ve asılsız olduğunu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından neşredilmiş olan «Vasiyetnameyi Tenkit» adlı eser açıkça beyan etmiştir. Böyle olduğu halde geçen yıl burada bir yazımda bu konuya temasla «Elli ikinci gece hikâyesi batıl hurafedir» dediğimden mevlutçu imamların tenkîd ve hücumlarına uğradım.” (3)
“İslam’ın ilaveye ihtiyacı yoktur. Çünkü İslam eksiksiz bir Şeriattir. Onu tamamlayıp kemale erdirdiğini Cenab-ı Hakk Maide suresi, 3. Ayet-i celilesinde açıkça şöyle buyurmuştur : “Bugün dininizi (Hükümleriyle) kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için İSLAM’I din olarak beğenip seçtim.” Tam ve kamil olana bir şeyler eklemeye yeltenmek, onun kemalinden şüphe etmek veya onun kemalini bozmak istemek demektir. Bu açıdan Bid’at mezmumdur, kötüdür. Bid’ate uymak, Bid’ati yaymak ise daha da kötüdür ve İslam’a kötülük etmektir”.
“Bilindiği üzere bid’at, Kitap, Sünnet, İcmaa, Kıyas gibi İslam’ın kaynaklarında yeri bulunmadığı halde sonradan çıkarılan, İslami telakki edilerek inanılan ve yapılan şeylerdir.” Hatta Bid’at işleyenler ibadet ettiklerini, dolayısıyla sevap kazanacaklarını zannederek işlerler. Ancak aslında sevap yerine günah kazandıklarını dahi bilemezler. Müslümanlar arasında yerleşmiş olan yanlış inanç, Bid’at ve Hurafeler çoktur. Bunların başında ibadet maksadıyla yapılan BİD’AT’ lerden yalnız iki tanesi üzerinde durmak istiyorum.
Ancak önce BİD’AT nedir? Bunun tarifi üzerinde duralım. En güzel ve en meşhur tariflerden kabul edilen, İslam dünyasının tanınmış alimlerinden İbn Abidin (Rahmetüllahi aleyh)’in tarifini verelim. Dürri’l Muhtar’da : “—-Bid’at; Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den malum ve meşhur olan şeyin aksine itikad etmektir.” diye tarif edilmiştir. (4)
Peki bu tarifin çıkış noktası nedir? Şimdi ona göz atalım. Bid’ati nehyeden ve yasaklayan bizzat Alemlere rahmet olarak gönderilen iki cihan serveri Efendimiz, Sultanımız Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’ değil midir? Evet bizzat O’dur!
Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır : “Kendisine uyulacak şey sadece ikidir. Sözlerin en güzeli Allah’ın kelamı, yolların en güzeli Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yoludur. Dikkat ediniz ki, dinde sonradan uydurulan şeylerden sakınınız. Zira işlerin en şerlisi sonradan uydurulanlardır. Her sonradan uydurulan şey Bid’at’tir ve her Bid’at ise sapıklıktır.” (5)
Bir başka hadis-i şerifte ise : “Aziz ve Celil olan Allah Bid’at sahibinden namaz, oruç, sadaka, hac, umre, cihad, farz ve nafileden hiçbir şeyi kabul etmez. Kıl hamurdan çıktığı gibi oda İslam’dan çıkar.” (6)
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuşlardır : “Sonradan çıkan şeylere karşı da son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira her yeni çıkarılan şey BİD’AT’tir. Her Bid’at’te dalalettir, sapıklıktır.” (7)
Bir başka hadis-i şerifte ise Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur : “Dinimizde olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur. (reddedilmiştir) her Bid’at dalalettir.” (8)
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmuştur : “Bir kavim (toplum) bir Bid’at çıkarırsa, Sünnetten onun bir benzeri ortadan kaldırılmış olur.” (9)
İmam-ı Azam Ebu Hanife (Rahmetüllahi aleyh) Bid’at sahibinin arkasında namaz kılınmamasını istemiştir. İmam-ı Gazali ise : “Bid’ati red ve ondan kaçınmak beğenilmiş bir sünnettir. Her Bid’at ise kötülenmiştir ve sapıklıktır.” demiştir. (10)
Şimdi gelelim Bid’at kabul edilen şu amele.
Meyyitin öldüğü günü, gecesi veya üçüncü gecesi, yedinci gecesi, kırkıncı gecesi, elli ikinci gecesi veya günlerinde meyyit namına yemek helva yapıp dağıtmak.
1)__”Cenaze Evinde Toplanma”, başlığı altında 6497 nolu bir hadis-i şerifte şöyle denilmiştir : ” Cerir İbnu Abdillah el-Beceli radıyallahu anh anlatıyor : “Biz (Rasulullah zamanında), cenaze sahibinin evinde toplanmayı ve (ev halkının da bu toplananlar için) yemek yapmalarını, yasaklanan matemlerden bir parça bilirdik.” (11)
2)__”Meyyitin velisine sünnet kılınan, definden sonra ilk gece geçmeden kolayına gelenden bir miktar, fukaraya tasaddukta bulunmaktır. Tasadduk edecek bir şey bulamayan, iki rekat namaz kılıp sevabını meyyitin ruhuna hediye etmelidir. Haftasına kadar her gün meyyitin ruhunu sevindirecek böyle tasadduk ve bağışta bulunmak müstehaptır. Meyyit velisinin yemekler yapması, helva hazırlaması gibi ziyafeti mekruhtur. Çünkü ziyafet sevinçli zamanlara mahsustur. Böyle teessürlü zamanda çirkin bir BİD’AT’tır. Meyyitin komşularına ve uzakta da olsa akrabalarına müstehap olan; o gün ve gece yemek tertip edip, meyyit ehline götürerek beraberlikte yemektir.” (12)
3)__”Bugün işlenmekte olan mekruh olan Bid’at’lardan biri de meyyitin evinden çıktığı esnada veya kabir yanında hayvanların kesilmesi ve taziye için toplananlara yemek hazırlamak ve onlara takdim etmektir. Nitekim bu, sevinçli günlerinde ve sevinç salonlarında yapılır. Varislerin içerisinde buluğ derecesinden kasır (küçük) olan kimseler bulunduğu zaman yemek hazırlamak ve onu takdim etmek haram olur….Komşu ve dostların meyyitin ehline yemek hazırlamalarını ve onlara göndermelerini deyince bu menduptur. Çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur : “Cafer ailesine bir yemek yapınız ki onları meşgul edecek şey gelmiştir.” Onlara yemekte işaret edilir. Çünkü bazen keder onları yemekten men eder.” (13)
4)__”Cenaze çıkan eve komşuların ve yakında oturan akrabanın, bir gün ve gecelik yemek göndermeleri müstehaptır. Cafer-i Tayyar (radıyallahu anh) yetmişten ziyade kılıç ve ok yarası alarak şehid olunca, Rasulullah, (sallallahu aleyhi ve sellem) bunun evine yemek gönderilmesini emir buyurdu. Ölü evinden yemek, helva dağıtılması mekruh ve çirkin bir BİD’AT’ dir. Birinci, üçüncü, yedinci, [kırkıncı ve elli üçüncü] gibi günlerde helva, çörek gibi şeyler yapmak ve kabir başında yemek dağıtmak ve hafızları, hocaları, mevlidcileri toplayıp, okutup yemek vermek mekruhdur.
Bunların çoğu, gösteriş için, şöhret için yapılmaktadır. Bu Bid’at’ler yapılırken, araya nice haramlar da karışmaktadır. Bunların yapılmasını vasiyet etmek de batıldır. Dinlenmez ve günahtır.” (14)
5)__”Komşu ve akrabaların meyyitin ailesine yemek hazırlama müddeti bir gündüz bir gece olduğu belirtilmiştir. Aliyyü’l -Kari : “Çünkü hüzün, umumiyetle yemekten alıkoyacak derecede insanı bir gün meşgul eder.” der…. İbnü’l- Hümam, yakın komşusu ve uzak akrabalara yemek hazırlamanın müstehap olduğunu belirttikten sonra, cenaze evinin, gelenlere ziyafet vermesinin mekruh olduğunu belirtir.” Çünkü, ziyafet sürur için teşri edilmiştir. Musibetler için değil.. Bu çok çirkin bir BİD’AT’tir der.” (15)
6)__”Ölünün haftası, Kırkıncı, Elli ikinci gecesi: Bu tür şeyler İslam’da bulunmayan ve İslam’ın canlı dönemlerinde uygulanmayan Bid’at davranışlardır. Buna benzer Bid’atlar, hep dini hayatın ve inançların zayıflamasıyla ortaya çıkar….Ölünün 40.cı ve 52.ci gecesinde helva dağıtmak vb. gibi.” (16)
7)__”Ölen kimsenin, öldüğü günü veya gecesi yemek yedirilmesini veya helva vesaire gibi bir şey dağıtılmasını vasiyet etmesi BİD’AT’tir. Ölümünün üçüncü, yedinci, kırkıncı, elli ikinci gecesi, veya ölümünün yıldönümünde yemek yedirilmesini vasiyet etmek BİD’AT’tir.
Fakat komşular tarafından ölünün ailesine yemek getirmek müstehaptır. Hanbeli Mezhebinin kurucusu İmam A. B.Hanbel (Rahmetüllahi aleyh) : “Ölü sahibinin daha ölü defnedilmeden, veya öldüğü günü-gecesi, yahut üçüncü veya yedinci günlerinde yemek yedirilmesini cahiliyye devri adetlerinden saymıştır.” Meyyit, “Vefat ettiği günü veya gecesinde, üçüncü, yedinci, kırkıncı, elli ikinci günlerinde veya ölümünün yıldönümünde yemek yedirilmesini ve mevlid okutulmasını vasiyet etmek BİD’AT’tir.” (17)
8)__”Hazret-i Cafer (radıyallahu anh) şehid olunca Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yakınlarına : “Cafer ailesine yemek yapın, çünkü onların başına -yeme içmeye bakamayacakları- büyük bir iş geldi.” demiştir. Akraba ve komşuların, ölüm felaketi geçiren aileye bir günlük yemek hazırlayıp götürmesi müstehabtır. Fakat ölünün kendi ailesinin yemek hazırlayıp başkalarına ikram etmeleri hem cahiliyye devri adetlerinden olduğu, hem de zamansız bir külfet teşkil ettiği için İslam bilginlerince mekruh sayılmış, bazıları haram olduğunu söylemişlerdir.” (18)
9)__”Ölünün ardından sesli olarak ağlamak caiz değildir…. Ölü sahipleri için, komşularının yemek yapmalarında bir beis yoktur. Tebyin’de de böyledir. Ölümü takip eden ilk üç günde, ölü evinin yemek yedirmesi, ziyafet vermesi mübah değildir. Tatarhaniyye’de de böyledir.” (19)
10)__”Ölünün akrabaları ve komşularının ölü evine yemek yapıp götürmesi müstehaptır… ….Ölü evinin gelen gidenlere yemek hazırlaması MEKRUHTUR, BİD’AT’tir, aslı esası yoktur. Çünkü böyle yapmakla ölü ailesinin sıkıntı ve kederi bir kat daha artırılmış olur. Meşguliyetlerine meşguliyet katılmış ve Cahiliye döneminin adetlerine benzetilmiş olur. Hele ölünün varisleri arasında ergenlik çağına girmeyen çocuklar varsa böyle bir evde yemek hazırlayıp misafirlere ve ziyaretçilere takdim etmek haramdır.” (20)
11)__”Ölünün velisi, definden sonra birinci günden yedinci güne kadar kolayına gelen şeyi fakirlere tesadduk ederek sevabını ölüye bağışlamalıdır. Bu bir sünnettir. Buna kadir olamazsa iki rek’at namaz kılarak sevabını bağışlamalıdır. Fakat ölü sahiplerinin birinci, üçüncü günlerde veya bir hafta sonra ziyafet vermeleri MEKRUHTUR. Ancak ölünün komşularının veya uzak akrabasının taam hazırlayarak ölü sahiplerine ikram ve yemeleri için ilhah (ısrar etme, zorlama) etmeleri müstehaptır.” (21)
12)__”Meyyitin ailesine yemek vermekte beis yoktur. Fetih’te şöyle denilmiştir. Cenaze sahiplerinin komşularının ve uzak akrabalarının onlara yemek yaparak o gün ve gece doyurmaları müstehaptır. Çünkü Hz.Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Cafer ailesine yemek yapın! Çünkü onların başına, kendilerini meşgul edecek bir musibet gelmiştir.” buyurmuştur. Bu hadisi,Tirmizi, hasen bulmuş; Hakim ise sahihlemiştir. Bir de, bu iş bir iyilik ve hayırdır. Yemek götüren onlara yedirmek için ısrar etmelidir.
Zira keder ve kahır onların yemek yemesine mani olur; bu sebeple zaiftirler. Fetih sahibi şunları da söylemiştir : “Cenaze sahibinin yemek ziyafeti vermesi mekruhtur….Bu kötü bir BİD’AT’tir.” …..Bezzaziye’de de şu satırlar vardır : “Birinci ve üçüncü günlerde ve bir haftadan sonra yemek yapmak, bayramlarda kabre yemek götürmek, Kur’an okumak için davet yapmak, hatim veya sure-i enamı yahut ihlası okumak için sulehayı ve hafızları toplamak mekruhtur.” Mirac sahibi bu hususta uzun uzadıya söz etmiş ve şöyle demiştir : “Bu fiillerin hepsi riya ve gösteriştir. Bunlardan korunmalıdır. Zira bunları yapanlar, Allah’ın rızasını murad etmezler.” (22)
13)__”Cenaze evinde ziyafet: Bazı köylerde cenaze çıkan evde, o gün yemek hazırlığı başlar. Ölen kimsenin yıkanıp gömülmesiyle ilgili hizmette hazır bulunan cemaat bu ziyafete iştirak edip hazırlanan yemekleri yerler. Bu hareket, harama yakın bir mekruhtur. Cenaze evinde bir hafta müddetle ziyafet tertibi mekruh görülmektedir…….
Elli ikinci gün adeti: Birçok yerlerde, vefat eden kimsenin elli ikinci günü hesap edilmekte, o gün geldiğinde mevlit okutulmakta ve elli ikinci gün duası okunmaktadır. Dinimizde ölmüş bir mü’min için okunacak Kur’an-ı Kerim, yapılacak dua ve verilecek sadakanın faydası inkar olunamaz. Ancak yedinci, kırkıncı ve elli ikinci günü sayıp hesaplamanın bir manası ve dayanağı yoktur. Hayatta olan kimseler, ölmüş bir mü’mine karşı İslami vazifelerini yapmalı ve bu vazifelerini yerine getirirken dinimizin esaslarını dikkatte uzak tutmamalıdırlar……
Mevtanın arkasından gün sayarak mevlid ve Kur’an okutmak dinen mahzurlu mudur?
Cevap: Ölen kimsenin arkasından 7, 40 veya 52’nci günlerini saymak diye dinimizde bir hüküm ve tavsiye yoktur. Bunları yazan bazı risalelerin ilmi ve dini dayanağı bulunmamaktadır.” (23)
14)__ “Ölü için 1., 3., 7., 40. gün ve 52. gecesinde, seneyi devriyesinde Kurân-ı Kerîm hatmi esnasında dua için, En’am suresini veya İhlas suresini okutmak için ziyafet vermek veya şöhret veya riya için yemek yapmak ve bunların hepsinin kabirlerde, bayramlarda ve mescidlerde olması, kadınların mahremi olmayan bir kimsenin evinde zikredilmiş olan yemeğin yenilmesine davet edilmeleri ve onların da buna gitmeleri mekruh ve bid’attır.”
“Bazı yerlerde ölen kimsenin kırkıncı ve elliikinci gecesi hesap edilip o gece mevlit okutulmaktadır.
İslâm’da ölen bir mümin için okunan Kur’an-ı Kerim, yapılan dua ve verilecek sadakanın faydası vardır. Ancak yedinci, kırkıncı ve elliikinci gecenin bir manası ve İslâmi kaynağı yoktur. Okunacak Kur’an-ı Kerim her gün her gece okunabilinir. Bu İslâm’a sokulan bidatlardandır. Bidatı uygulamanın faydası yoktur.” “Ölünün evinde üç gün ziyafet tertip etmek, yemek yedirmek mekruhtur.
Ölenin ev halkına üç gün yakınları ve dostları tarafından yemek götürülmesi sünnettir. Ne yazık ki, ülkemizin birçok yerlerinde bu sünnetin yerine bidat konmuştur. Ölü yakınlarını taziye gelenlere yemek hazırlanır, adeta bir düğün havası estirilir hale getirilmiştir.”
(24)
15)__ ” ‘Ölü Evinin Yemek Hazırlaması’
Ölenin ev halkına üçgün yakınları ve dostları tarafından yemek götürülmesi sünnettir. Ne yazık ki ülkemizin birçok belde ve köylerinde bu sünnetin yerine BİD’A konularak aksi bir yol tutulmuştur. Ölenin ev halkı taziyeye gelenlere yemek hazırlar ve adeta bir düğün veya sünnet cemiyeti havası estirir. Özellikle din adamlarının ve mevlidhanların bu hususa çok dikkat etmeleri ve müslümanları uyarmaları gerekir.” (25)
16)__ ” ‘Taziye başlığı altında “Konu İle İlgili Bid’at ve Hurafeler” yazılmış ve şöyle denilmiştir: “Taziyeye gelenlere yirmi gün süre ile yemek, şeker ve çikolata ikram etmek.” (26)
17)__ “ÖLÜNÜN KIRKINCI VEYA ELLİ İKİNCİ GECESİ MÜNASBETİYLE MERASİM TERTİP EDİLİP SADAKA VERİLİR. İSLAM DİNİNDE BUNUN YERİ VAR MIDIR?
“Ölünün kırkıncı ve elliikinci gecesi ile ilgili hiç bir şey varid olmamıştır. Böyle geceler için özel merasim tertip etmek doğru değildir. Cahil halkın uydurduğu bir bid’attır. Meyyit için dua ve tasadduk etmek her zaman iyidir. Şu veya bu geceye tahsis edilmez.” (Şamil İslam Ansiklopedisi, Ölüm Maddesi)
18)__
Ölünün Yedisi, Kırkı, Elli İkinci Gecesi
“Bu tür şeyler İslâm’da bulunmayan ve İslâm’ın yaşandığı dönemlerde uygulanmayan bid’at davranışlardır. Buna benzer bid’atlar hep dinî hayatın ve inançların zayıflamasıyla ortaya çıkar ve iki şeyi ispata yarar:
1. Demek ki insanlar, inançsız yaşayamazlar. Eğer Allah’ın gönderdiği gerçek dini öğrenip ona uymazlarsa kendileri icat ettikleri saçma, bâtıl dinleri uygularlar.
2. İslâm dinini bilinçle yaşayan insanlar, bu tür bid’atlara ihtiyaç duymazlar.
Ancak, bazı işlerin ölüye yarar sağlayacağı ve bazı davranışların sevabının onlara ulaşacağı da bir gerçektir. Âlimlerin çoğu, meselâ, ölen birisi için verilen sadakanın, yapılan hayırların, şartlarına uygun olarak okunan Kur’ân-ı Kerim’in, yapılan duaların ona ulaşacağını söylemişlerdir. (Prof. Dr. Faruk Beşer, Hanımlara Özel İlmihal, s. 196-198 (Kadın ve Aile Dergisinin Hediyesi, 200-201)
Dirilerin ölülere duası, onlar adına sadaka vermek kendilerine büyük ölçüde fayda verir. (İmam-ı Azam, Fıkh-ı Ekber, Aliyyül-Kari Şerhi, Terc. Vehbi Yavuz, s. 329) (Süleyman Gülek, İslam Gerçeği ve İslami Hayat, Bid’at ve Batıl İnançlar)
KAYNAKLAR:
1-Cami’us-Sağir, C/2. Sh:193
2-İbn-i Abidin, C/1. Sh: 841, 142. Tahtavi, Sh:339
3-Merhum Emekli Müftü Muhammed Es’ad Dilaveroğlu, Dürret’ül-Fahire,Sönmez Yay. sh:275-278.
4-İbn-i Abidin, c/2, sh:409. İst. Şamil Yay.
5-İsmail KAYA, İslam Dini İlmihali, sh:113. İbn-i Mace, Mukadime,7
6-İsmail KAYA, İslam Dini ve İlmihali, sh:112. İbn-i Mace, Mukaddime, 7.
7-Prof. Dr .İ.CANAN, K.Sitte, c/2, sh:330-331. Akçağ Yay. Ankara.1995. Tirmizi,İlim 16, (2678). Ebu Davud, Sünne 6, (4607)
8-Yusuf KERİMOĞLU,Fıkhi Meseleler, c/1. sh:168. Ölçü Yay.Ankara.1989. Sahih-i Müslim, c/1, sh:592. Had.No:867.
9-İsmail KAYA, İslam Dini ve İlmihali, sh:112. Ahmed b. Hanbel, 4 /105.
10-İsmail KAYA, İslam Dini ve İlmihali, sh:115. İmam-ı Gazali, İlcamü’l-Avam, sh:78.
11-Prof .İbrahim CANAN, Kütüb-i Sitte, C/17, sh:150 Akçağ Yay.Ankara.1995.
12-Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i İslam, sh:486.
13-Mezahib-i Erbaa- Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı, C/1, sh:510.
14-H.Hilmi Işık, Seadet-i Ebediyye Tam İlmihal, sh:846. M.Sıddık Gümüş, Hakikat Kit. sh:1006.Yeni Baskı.
15-Prof. Dr. İbrahim CANAN, Kütüb-i Sitte, C/15, sh:299. Akçağ Yay. Ankara.1995.
16-Asım UYSAL- Mürşide UYSAL, İzahlı Kadın İlmihali, sh:134-138.-219.
17-Ali Rıza Karabulut, İslam’da Vasiyet ve İSGAT Meselesi, sh:253-255, Elif yay. !989.Ankara.
18-Prof. Dr. H.Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, sh:96-97.-119.
19-Fetavay-i Hindiyye, C/1, sh:548. Bir Heyet-Akçağ Yay.
20-Prof. Dr.Vehbe ZUHAYLİ, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, C/3, sh:96. Risale Yay. 1990.İst.
21-Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, sh:263.
22-İbn-i Abidin, c/3, sh:498. Şamil Yay. İst. 1983.
23-Mehmet Emre, Üç bin Seçme Fetva, sh:217-218. Akit Gazetesinin Okurlarına Hediyesi. İst.2000.
24-Muahammed Osmanoğlu, Bid’at ve Hurafeler,sh:186.Yasin Yay.
24-Rauf Pehlivan, Kaynaklarıyla Büyük kadın İlmihali, sh:289.
25-Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı,Cilt/2, sh:89-90. Uysal Kitabevi..
26-Mustafa Varlı, Bid’at Hurafe ve Batıl İnançlar, sh:219.
27-İbrahim Halebi, Halebii sağir, sh:448. Akçağ Yay.
28-Ali Küçüker, İzahlı islam İlmihali, sh:303. Timaş Yay.
29-İmam Birgivi Vasiyyet Namesi, 248.
30-Numan Kurtulmuş, Amentü Şerhi, sh:395.
31-Şamil İslam Ansiklopedisi Ölüm Maddesi
32-Süleyman Gedik, Bid’at ve Batıl İnançlar
Hazırlayan: Nizameddin DEMİR
Bir cevap bırakın