Kur´an-i Kerim´in Tarifi ve Mahiyeti
Kur’ân: Allah (cc) tarafindan, elçisi büyük Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz hazretlerine Arapça olarak indirilip bize tevatür yoluyla naklolunan kitabin ismidir. Diger bir tarifte ise: Allah (cc) tarafindan, Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)´e vahy yoluyla indirilmis mushaflarda yazilmis, tevatürle nakledilmis, tilavetiyle taabbüt olunan mû´ciz kelamdir. Lügatta Kur’ân, gufrân ölçüsünde okumak mânâsina gelen bir masdar idi.
Bu indirilmis kitabin hükümleri ve ayirici özelliklerinden birisi de {*} „Insanlara sindiresindire okuyasin diye biz Kur’ân’i kisimlara ayirdik.“ (Isrâ, 17/106), {*} „Sana vahyettigimizi onlara okuyasin diye..“ (Ra’d, 13/30), {*} « Kur’ân’i agir agir, tane tane oku. » (Müzzemmil, 73/4) âyetlerinden anlasildigi üzere agir agir, tertil ve tilâvet ile okumak oldugu için, buna Kur’ân ismi verilmistir. Bakara Sûresinde: {*} « De ki: Kim Cebrail’in düsmani ise, bilsin ki, geçmis kitaplari tasdik eden, müminler için bir müjde ve hidayet olan Kur’ân’i Allah’in izniyle senin kalbine o indirmistir. » (Bakara, 2/97), Nahl Sûresinde: {*} « Ey Peygamber! De ki: Kur’ân’i Rûhu’l-Kudüs (Cebrail) Rabbinin katindan hak olarak indirdi. » (Nahl, 16/102), Suarâ Sûresinde de: {*} « Bu Kur’ân’i (açik bir Arapça lisaniyle) senin kalbine Ruhu’l-emîn olan Cebrail indirmistir. » (Suarâ, 26/193) buyuruldugu üzere Kur’ân yüce Allah tarafindan peygamberin kalbine, Rûhu’l-emîn ve Rûhu’l-kudüs denilen Cibril vasitasiyla hak olarak indirildi. {*} « Biz, Kur’ân’i « Hak » olarak indirdik, bütün hakikatleri içinde toplayarak indi. » (Isrâ, 17/105), {*} {*} « Hem hiç egri tarafi ve eksigi bulunmayan Arapça bir Kur’ân indirdik. » (Zümer, 39/28)
Kur’ân olmak üzere inmeyene Kur’ân denilmedi; çünkü Kur’ân olmak üzere vahy olunmus degildir. Fakat kâfirler Kur’ân’in Allah tarafindan indirildigine inanmak istemediklerinden buna Muhammed (s.a.v.)’in kendi söyledigi, kendinden uydurup Allah’a isnad ettigi bir kitap veya bir siir veya bir kâhin sözü dediler, hala da öyle derler. Onun için Kur’ân’da bunlari reddeden birçok âyet inmistir. Bunlardan bazilari sunlardir: {*} « Allah’a yalan uyduran veya kendisine hiçbir sey vahyolunmadigi halde: ‘Bana vahyolundu’ diyenden daha zalim kim olabilir? » (En’âm, 6/93), {*} « Yoksa; onu Muhammed kendi uydurdumu diyorlar? Ey Muhammed! Sen onlara söyle de: Sayet onu ben uydurmussam, Allah’tan gelecek cezaya karsi beni savunamazsiniz. » (Ahkâf, 46/8), {*} « Eger Muhammed kendinden bazi sözler uydurup da, bizim söyledigimizi iddia etseydi, elbette onu kuvvetle yakalar, sonra da can damarini keserdik. Hiç biriniz de buna mani olamazdi.” (Hâkka, 69/44-47), {*} “Biz Muhammed’e siir ögretmedik. Bu, ona yakismaz da.” (Yâsin, 36/69). Yine bundan dolayi Kur’ân’in bir ismi de “Tenzîl” (indirilmis)dir. {*} “O, alemlerin Rabbi olan Allah tarafindan indirilmistir.” (Vâkia, 56/80).
el-Kitab: Kur’ân’in bir ismi{*} “el-Kitâb”dir. Kitâbin tarifi için: {*} “Elif Lâm Mîm. Bu kendisinde hiç süphe olmayan bir kitaptir.” (Bakara, 2/1-2) âyetinin tefsirine bakiniz.
el-Furkan: Furkan da aslinda ayirmak mânâsina gelen masdardir. Kur’ân’-in hak ile batili, helal ile harami ayirmasi itibariyle bir ismi de el-Furkan olmustur. {*} “Hak ile batili ayiran Kur’ân’i indirdi.” (Âl-i Imran , ¾).
el-Hüdâ: Aslinda hidayet etmek (dogru yolu göstermek) mânâsina masdardir. Hidayet almak mânâsina da gelir, sonra hidayet eden rehbere ve hidayet olunan dogru yol mânâsina da kullanilir.
Kur’ân’da {*} “Allah’tan korkanlara dogru yolu gösteren bir kitaptir.” (Bakara, 2/2), {*} “İnsanlara doğru yolu gösteren” (Bakara, 2/185), {*} “Müminler için bir hidayet ve müjde kaynagidir.” (Bakara, 2/97) buyuruldugu için {*} “el-Hüdâ” ismi verilir. Nasil ki kalbleri, fikirleri aydinlatmasi itibariyle bir ismi de {*} “Nûr”dur. {*} “ Ve kendisine indirilen nura tâbi olanlar, iste onlar, kurtulusa erenlerdir.” (A’râf, 7/157).
Kur’ân’in bir ismi de {*} “Zikr”dir: {*} “Kur’ân’i biz indirdik biz. Onun koruyucusu da süphesiz ki yine biziz.“ (Hicr, 15/9), {*}
„Hüküm ve hikmet dolu Kur’ân’dir.“ (Âl-i Imrân, 3/58) hüküm isminin mânâsi da geçmisti.
Mushaf: Bilindigi gibi Kur’ân’in sayfalarini içine alan sirazeli cildin ismidir ki, iki yanindaki kablarina {*} “deffeteyn” denilir. Geçmis (peygamberlere ait) kitaplara sayfanin çogulu olarak {*} “sayfalar” denilir ise de Mushaf ismi Kur’ân’a aittir. Mushaf kelimesinin mim’i ötre, üstün ve esre ile üç sekilde okunmasi caizdir.
Ötre ile “Mushaf” biraraya toplanip baglanmis sayfalar, üstün ile “Meshaf” sayfalarin toplandigi yer, esre ile “Mishaf” sayfalari biraraya toplayan alet mânâsina gelir.
Kur’ân indigi zaman indigi sekliyle ve ayri ayri tertemiz sayfalara yaziliyordu ve bunlarin hangi sûreye ve sûrenin neresine ait olduguna isaret ediliyordu. Bu sayfalarin hepsi bir arada ciltlenmiyor, (âyetlerin) nesh edilmesi düsünülebiliyordu. Yalniz {*} “Tertemiz sahifeleri (okuyan)” (Beyyine, 98/2) {*} “Tertemiz sahifelerdedir” (Abese, 80/13) olarak tam bir saygi ile korunuyordu. Istinsâh edenler (yazanlar) de o sekilde yazip ezberliyorlardi. Önce Ebu Bekir Siddik (r.a.) hazretlerinin halifeligi döneminde bütün bu sayfalarin hepsi birlikte yazilip toplu olarak sirâzelendi ve ona “Mushaf” ismi verildi ki, buna Kur’ân’i toplama meselesi denilir. (Tevbe Sûresinin sonundaki {*} “Ey insanlar! Süphesiz ki size, kendinizden bir peygamber gelmistir.” (Tevbe, 9/128) âyetine bakiniz). Ondan sonra ashab-i kirâm, sayfalarini mushaf haline koydular. Hz. Osman’in halifeligi döneminde çevre eyaletlerde bazi anlasmazliklar yüz gösterdiginden dolayi Hz. Osman, Hz. Ebu Bekir zamaninda ilk toplanan mushafi kirâat imamlari olan ashab-i kirâmin hazir bulunmasi ile bir daha tatbik ederek ve inceleme yaparak sekiz nüsha daha yazdirip yedi nüshayi esas olmak üzere Medine, Mekke, Yemen, Bahreyn, Sam (Suriye), Kûfe ve Basra gibi merkez olan eyaletlere gönderdi, birini de kendi yaninda alikoydu ve ondan sonra bütün mushaflar bunlara uygun olarak yazildi. Bunun için Hz. Osman’in yaninda alikoydugu mushafina „Imam“ ismi verilmistir.
Bir cevap bırakın