Şimdi Kayıt Olun

Giriş yapmak

Kayıp Şifre

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla bir bağlantı alacaksınız ve yeni bir şifre oluşturacaksınız.

Giriş yapmak

Şimdi Kayıt Olun

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit.Morbi adipiscing gravdio, sit amet suscipit risus ultrices eu.Fusce viverra neque at purus laoreet consequa.Vivamus vulputate posuere nisl quis consequat.

NASIH VE MENSUH

NASIH VE MENSUH

Nesh: Lügat manası: İzale (51), bertaraf, ibtal ve yok etme; izale edilen şeyin yerine başka birinin konulması veya konulmaması, nakletme (52), kaldırma, hükümsüz kılma, istinsah etme, değiştirme, tahvil etmedir.(53) Nesehe fiilinin mastarıdır. Nesh kelimesinin bu manalardan hangisinde hakikat, hangilerinde mecaz olduğu konusu ihtilaflıdır. Bazı ilim adamları “izale ve iptal etme” manasında hakikat, diğerlerinde mecaz olduğunu söylemektedirler. (54) Şer’i manası: Bir nassm hükmünün ya yerine bir nass gelerek veya hiçbir nass gelmediği halde belli bir zaman sonra kaldırılmasıdır. Bu önceki farzla amel etme müddetini, bu farzla amelin ne zaman bittiğini ve sonrakiyle amelin ne zaman başladığını belirtir. Onun ne zaman biteceği Allah katında bilinir, fakat biz onun hükmünün sürekli olacağını düşünürüz. Onu nesheden ayet gelince onun hükmünün bittiğini anlarız. Bu da bizim ilmimizde bir değişmedir. Fakat Allah katında bir değişme yoktur. (55)Mukaddes bir metnin ilgası manasında da kullanılır. (56) Bu şekilde kendinden önceki hükmü kaldırılan delile nasih, hükmü kaldırılan delile de mensuh denilir. (57)

Keza günlük konuşmalarımızda da, güneş gölgeyi izale etti, ihtiyarlık gençliği giderdi, asırlar ve zamanlar birbirlerini neshetti gibi lafızları kullanmaktayız. Ruhların bir bedenden diğerine intikaline inananların kullandığı tenasüh kelimesi de, intikal manasını ifade etmektedir. Bir kitabı istinsah etmek te nakilden başka bir şey değildir. İşte nesh kelimesi, şu yukarıda verdiğimiz manalardan her biri yerinde kullanılabilir. Bazıları, onun bu çeşitli manalarda kullanılışının mecazi olduğunu söylemişlerdir. (58)

51-Hacc:22/52

52-Casiye: 45/28-29

53-Nahl: 16/101

54-Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/88

55-Mer’i Ibn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 7.

56-Seyyid Şerif Cürcani-Ta’rifat: 163.

57-Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/88

58-Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 122.

Neshin Bölümleri:

Alimlerden bir kısmı neshi üç bölüme ayırır.

1) Neshin Kur’an’daki şer’i manalarından birincisi Arapçadan alman şeklidir. “Güneş gölgeyi neshetti”, yani onu sildi ve kaldırdı, yayılarak onun yerini aldı. Bu mana Kur’an’da ya lafzını ve hükmünü silmesi ve onun yerine geçmesi şeklinde -Buna örnek olarak “Beş emzirme ayetini” gösterebiliriz- ya da lafzını değil de sadece hükmünü kaldırması şeklinde kullanılır.

2) Arapçadan alındığı şekliyle “Rüzgar izleri neshetti”. -Bunu silip götürdüğünde yağmur için de kullanabiliriz.- Bu silme kaldırma bakımından güneşin gölgeyi neshetmesi gibidir. Fakat yerine geçmek bakımından aynısı değildir. Çünkü rüzgar genellikle sildiği şeyin yerine geçmez. Bu mana ya lafzını silip hükmünü bırakma şeklinde -Recm ayeti gibi- ya da her ikisinin de kaldırılması şeklinde Kur’an’da da kullanılır.

3) Arapçadan alındığı şekliyle “Kitabı neshettim”, yani lafız ve hece harfleriyle beraber aktardım. Mekki lakabıyla bilinen Ebu Muhammed, en-Nasih ve’1-Mensuh isimli kitabında “Bu şeklin Kur’an’da bulunması doğru olmaz.” demiş ve Kur’an’da bunun mümkün olduğunu söyleyen Cafer Ahmed İbn Nehhas’a karşı çıkmıştır. Buna neshedenin, nesholunan-la aynı lafızda olmayıp başka bir lafızla gelmesini delil göstermiştir. Kitabu’1-İcaz kitabının yazan da İbn Nehhas’ı destekleyerek şöyle der: “Ebu Cafer’in dediğinin Kur’an’da kullanıldığı doğrudur.” Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Biz sizin yaptıklarınızı neshetmekteyiz.” (Casiye: 45/29) Yani

yazmaktayız.

“O katımızda bulunan ana kitaptadır.” (Zuhruf: 43/4) Vahiyle Rasulullah’a indirilen, kitapların anası olan Levh-i Mahfuz’da bulunanın aynısıdır.

“O, korunan kitaptadır ve ona temiz olandan başkası dokunamaz.” (Vakıa: 56/79)

“O, dilediğini siler ve bırakır. Kitabın anası O’nun katındadır.”

(Ra’d: 13/39)

Bu, zikredilen manadaki neshin Allah’ın kitabında caiz olacağına dair kuvvetli bir delildir.

Bu açıklamaya göre Kur’an Levh-i Mahfuz’da lafız ve hece harfleriyle taşınmak suretiyle neshedilmiştir-aktarılmıştır. Arap dilinde herşeyin anası demek aslı demektir. Mekki’nin bu şekildeki neshin caiz olmadığına dair gösterdiği delil Kur’an-ı Kerim’in Levh-i Mahfuz’dan mushaflara aktarılmasına zıt değildir. İcaz kitabının yazarının Mekki’nin söylediklerini reddetmek, İbn Nehhas’ı desteklemek için verdiği cevapta şüphe vardır. Çünkü bu, üzerinde ittifak edilen bir meseledir. Neshin bu şekline göre Kur’an’m tamamı neshedilmiştir. Çünkü o, Levh-i Mahfuz’dan nakledilmiştir. Ya da Mekki’nin itiraz ettiği Kur’an’m Levh-i Mahfuz’dan nakledilmesi değildir. Çünkü Mekki bunu inkara kalkacak kadar cahil değildir. En iyisi Mekki’nin “Kur’an’da bu şekilde nesh caiz değildir.” sözünden kastının, Kur’an’m Ruhu’l-Emin’le rasullerin efendisinin kalbine indirilmesinden sonra Kur’an’da bu şekilde neshin caiz olmayacağı şeklinde anlaşılmasıdır. Son zikredilen manadaki nesh, yani Rasulullah’m vefatından sonra Kur’an’m kelime ve harfleriyle nesh kesin olarak reddedilmiştir. Mekki’nin sözünden kastedilen bu ise isabetlidir. Fakat İbn Nehhas’m itiraz etmesi “İcaz” kitabının yazarının Mekki’nin sözünü geçen şekilde yorumlamasından dolayı isabetli değildir. O zaman gerçekte bir ihtilaf yotur. (59)

59- Mer’i Ibn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 7-8.

Nasih ve Mensuh İlminin Önemi:

İcaz kitabının yazan şöyle dedi: Sahih senedle rivayet edilmiştir ki Ali (r.a.) mescitte insanlara İslam’ı anlatan bir adam gördü. Ali ona: “Sen nasih ve mensuhu biliyor musun?” diye sordu. Adam: “Hayır, bilmiyorum.” dedi. Ali ona: “Sen helak oldun ve insanları helake sürüklüyorsun.” dedi. Ondan sonra adamı mescitten çıkarttı ve ona bir daha insanlara İslamı anlatmayı yasakladı. Bu rivayetin benzeri Abdullah İbn Abbas hakkında rivayet edildi. İbn Abbas hakındaki rivayette ise, Adam nasih ve mensuhu bilmediğini söyleyince İbn Abbas onu tekmeledi ve ona: “Helake uğradın ve insanları helake sürüklüyorsun.” dedi.

“Kime hikmet verilirse ona çok hayır verilmiştir.” (Bakara: 2/269) ayeti hakkında İbn Abbas şöyle dedi: Ayetteki hikmet’ten kasıt, Kur’an’ı, nasih ve mensuhu, muhkemi-müteşabihi, mücmeli-mufassah, daha önce nazil olanı-daha sonra nazil olanı, haramı-helali ve Kur’an’da verilen misalleri bilmektir.

Huzeyfe İbn Yeman (r.a.) şöyle dedi: “İnsanlara fetva veren kişiler üç türlüdür.

1) Kur’an’m nasihini ve mensuhunu bilen kişi.

2) Kadı olarak tayin edilmiş ve başka çaresi olmayan kişi.

3) Fetva makamına layık olmayan fakat fetva veren kişi. Ben birinci ve ikinci kişilerden değilim. Üçüncü kişi olmaktan da Allah’a sığınırım.”

Şeyh Hibetullah İbnü Selame Nasih ve’1-Mensuh kitabında şöyle dedi: Selef alimlerinden şöyle bir söz nakledilmiştir: “Kitap ilmini öğrenen fakat nasih ve mensuhu bilmeyen kişinin ameli eksiktir. Çünkü böyle bir kişi yasaklananla emredileni, mubah olan ile haram olan şeyleri karıştırır.” (60)

60- Mer’i İbn Yusufı’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 5-6.

Nesh Caiz midir?

Bu husustaki tartışmaları söyle özetleyebiliriz:

1) Nesh, aklen ve naklen mümkün müdür?

2) Şayet caiz ise bilfiil vuku bulmuş mudur?

3) İslam’da, yani Kur’an ve sünnette nesh caiz midir?

4) Şayet İslam’da nesh caiz ise vukubulmuş mudur?

5) İslam’da nesh caiz ve vukubulmuş ise nerelerdedir?

Nesh konusunda ihtilaf edenler bu soruların cevabını vermeye çalışmışlar ve her bir görüş sahibi delillendirmek suretiyle bu sorulara müsbet veya menfi cevaplar vermeye çalışmışlardır. Müslüman alimlerin cumhuru neshin hem eski şeriatlerde, hem de İslam’da caiz ve vaki olduğunu kabul etmişlerdir. Neshin en şiddetli karşıtları Yahudilerdir. Zira Yahudi alimleri, neshi kabul ettikleri taktirde bunun, kendi şeriatlerinin neshedilmiş olduğu neticesine varacağını çok iyi anlamış durumundaydılar. Bu yüzden nesh konusu gündeme gelince buna şiddetle karşı çıkmışlardır. Bunun yanında daha İslam’ın ilk intişarı yıllarında müşrikler neshi İslam için bir kusur olarak görmüşler ve “Görmüyor musunuz, Muhammed ashabına dün emrettiğini bugün değiştiriyor; bugün yapılmasını emrettiği bir şeyi yarın kaldırıyor!” diyerek İslam ile alay etme yolunu tutmuşlardı. Rasulullah (s.a.v.) İslam’ın eski şeriatları kaldırdığını ve hükümsüz bıraktığını ilan ettiği zaman Yahudiler kendi dinlerinin kıyamete kadar baki kalacağı ve Muhammed’in getirmiş olduğu kendi dinlerini neshedemeyeceğini ileri sürerek karşı çıktılar.

Rasulullah’m ashabı ve tabiun içinde nesh aleyhinde konuşan, onun aklen ve naklen caiz olup olmadığı konularında gerek müsbet, gerekse menfi fikir ileri sürenlere rastlamıyoruz. Diğer taraftan neshin aklen ve naklen caiz olup olmadığı konularında müslümanlar arasında yine her-

714

hangi bir görüş ayrılığı görülmemektedir. Ancak, neshin nerelerde olup olamayacağı, Kur’an ve hadiste nerelerde nesh meydana geldiğinde bazı ihtilaflar mevcuttur. Kur’an-ı Kerim’de neshin caiz olmadığını ilk ileri süren, Mu’tezile alimlerinden olan Ebu Müslim Muhammed İbn Bahr el-İsfahani (322/934)’dir. Daha sonra gelen Hindistan’lı alim Şah Veliyyullah Dihlevi (1176/1762) de Ebu Müslim’in şüphelerine dayanarak bu hususta bir takım iddialar ortaya atmış ve Kur’an’da neshin olamayacağını, mensuh sayılan ayetlerin aslında mensuh olmayıp muhkem olduklarını, bazılarında tahsis veya te’lifın mümkün olduğunu ileri sürmüştür. Son zamanlarda Mısır’ın tanınmış alimlerinden Dr. Muhammed Tevfık Sıdkı da Kur’an-ı Kerim’de neshin vukuunu şiddetle reddedenler arasındadır. 1906 senesinde el-Menar dergisinde neşrettiği “en-Nasıh ve’1-Mensuh” adlı makalesinde bu nazariyesini geniş bir şekilde ve müdellel olarak izah etmiştir. Türkiye’de “Tanrı buyruğu” adlı Kur’an-ı Kerim mealinin müellifi Ömer Rıza Doğrul da bu nazariyeyi destekleyenlerdendir. Günümüzde de bazı ilim adamları aynı nazariyeyi benimsemiş görünmekte ve Kur’an-ı Kerim’de neshi kabul etmemektedirler.

Neshin caiz olduğu görüşünde olanlar bunu, Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetlerle demlendirmektedirler:

“Biz, bir ayeti ondan daha iyisini veya onun gibisini getirmeden neshetmeyiz veya unutturmayız.” (Bakara: 2/106)

“Biz bir ayeti diğer bir ayetin yerine tebdil ettiğimiz, değiştirdiğimiz zaman -Allah ne indireceğini en iyi bilir- derler ki: ‘Sen bir müfterisin.’ Hayır onların pek çoğu bilmezler.” (Nahl: 16/101)

“Yahudilerin zulümleri onların birçoğunu Allah yolundan alıkoymaları, nehyedilmelerine rağmen faiz almaları, halkın mallarını haksız yere yemeleri sebe biyledir ki Biz, kendilerine helal kılınan temiz ve güzel şeyleri onlara haram kıldık.” (Nisa: 4/160-161)

“Ayetlerimiz onlara apaçık deliller olarak okunduğu zaman bize kavuşmayı ummayanlar: “Ya bize bundan başka bir Kur’an getir,

yahut onu değiştir.” dediler. De İd: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olmayacak şeydir. Ben, bana vahyolunagelenden başkasına tabi olmam. Eğer Rabbime isyan edersem şüphesiz büyük günün azabından korkarım.” (Yunus: 10/15)

“Biz seni okutacağız da sen asla unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği müstesna. Çünkü O, aşikarı da bilir, gizliyi de.” (A’la: 87/6-7)

Neshin Kur’an-ı Kerim’de olmadığını iddia hükümlerinin sonradan kaldmlmasmdan daha tabii ne olabilir? Kaldı ki nesh keyfiyeti, ebedi olan akidelere dokunmayıp sadece ahkamdaki emir ve yasaklara inhisar etmektedir. Aynı zamanda bu değiştirme mü’minlerin, dini vecibelerini daha kolay ve pratik bir şekle sokma maksadıyla meydana gelmiştir. Bu yüzden nesh keyfiyetini Allah’a yakıştırmamak gibi bir düşüncenin temeli yoktur. Zira bu edenler bu ayetlerin neshin Kur’an’da vukuuna değil de neshin aklen caiz olduğuna delil kabul eder veya bu neshi geçmiş şeri-atlere tahsis ederler. Aralarında meşhur müfessirlerin de bulunduğu ve müslüman alimlerin ekseriyetinin sahip olduğu görüş, neshin cevazı ve vukuudur. Bunlara göre Kur’an, kendinden evvel indirilmiş semavi kitapları neshettiği gibi yeni kurulmaya başlanan İslam toplumunun inkişaf ve tekamülü icabı emir ve yasaklan ihtiva eden bazı ayetlerin nesh keyfiyeti Allah teala’ya nazaran değil, kullara nazarandır.

Nesh konusunda ittifak halinde olan îslam alimleri nasih ve mensuh hakkında ihtilaf etmişlerdir. Nasih hakkında ihtilafları daha ziyade hadislerin Kur’an ayetlerini nesh edip edemeyeceği konusundadır. İmam Şafii’nin de içlerinde bulunduğu bir grup müctehid, Kur’an ayetini ancak yine bir Kur’an ayetinin neshedebileceği görüşündedirler. Bunlara göre mütevatir de olsa bir hadis herhangi bir Kur’an ayetini neshedemez. Diğer bir kısım alimler ise Necm suresinin 4 ve 5. ayetlerinde: “O, kendi arzusuna göre konuşmaz. Onun sözü kendisine gelen vahiyden başka birşey değildir.” Buyrulmasmı delil göstererek Rasulullah’m sözlerinin de nihayet vahye müstenid olduğunu, lafzı Rasulullah’a, manası Allah’a ait kudsi hadislerin bulunduğunu, dolayısıyla bunların da birer vahiy olduğunu göz önünde bulundurarak Rasulullah’m sözlerinin Kur’an ayeti-

ni neshedebileceğini ileri sürmüşlerdir. Yalnız burada bir şart ileri sürülmektedir ki buna göre Kur’an ayetim neshedebilecek hadisin Rasulullah’m şahsi içtihadına dayanmaması gerekir. Allah Rasulünün bizzat kendi içtihadı olduğunu belirttiği söz ve sünneti Kur’an ayetini neshedemez. (61)

Tevrat’ta Adem’in çocukları hakkında birbirleriyle evlenmesine izin verilmişken, sonradan bunlar neshedilmiştir. Aynı şekilde yahudiler için Cumartesi günleri iş yapmak yasaklanmışken, İncil’de böyle bir yasak mevcut değildir. (62)

Kur’an’da neshi reddedenlerin görüşlerini şöylece sıralayabiliriz:

1) Nesh aklen caiz olmakla birlikte, Kur’an-ı Kerim’de bilfiil vaki olmamıştır.

2) Kur’an’da nesh meselesi İslam akideleriyle ilgili olmayıp, ancak tefsir ilminde bir sitem (mezhep) tir. Zira akaide ait bir mesele olsaydı inkar edilmezdi.

61-Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/89-90.

62- Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 124; Ali Turgut-Tefsir Usulü ve Kaynakları: 141.

3) Mensuh ayetlerden maksat, Tevrat ve İncil’deki, yani eski şeri-atlerdeki hükümlerdir.

4) Kur’an’daki şu veya bu ayetin, şu veya bu ayeti neshettiğine dair bir sarahat yoktur.

5) Neshi kabul edenler, mensuh ayetin önce, nasihin ise sonradan nazil olduğuna dair birçok defalar kat’i bir delile malik değillerdir. Nitekim Bakara süresindeki (240 ve 224) iddet meselesine ait ayetlerde olduğu gibi bazı ayetlerin mensuhu nasihten sonra nazil olduğu da müşahade edilmiştir.

6) Şu veya bu ayetin, şu veya bu ayetle neshedildiğini sarih ve kat’i bir şekilde teyid edecek Rasulullah’dan sadır olmuş olan ve müttefekun aleyh olarak kabul edilen bir hadis de mevcut değildir.

7) Nasih ve mensuh ayetlerin sayıları hakkında bile bir ittifak hasıl olmuş değildir.

8) Neshi kabul edenler, bir taraftan neshin ancak emir ve nehiylere ait ahkama inhisar ettiğini iddia ederlerken, diğer taraftan ahbara ait lafızların bile nesh olunduğunu kabul etmektedirler.

9) Ahad rivayetiyle Kur’an-ı Kerim’in ayetleri isbat olunamadığı gibi, inkar da olunamaz. Bu sebepten Fatiha ile Muavizetan surelerinin Kitabullahtan addedilmediğine dair bu gibi bazı rivayetler nazarı itibara alınmamıştır.

10) Rasulullah, kendisine nazil olan Kur’an-ı Kerim’i halka tebliğ etmiş, katiplere yazdırmış, diğer bazı sahabiler de kendileri için mukaddes metni istinsah etmiş, bir çoğu da ezberlemiş bulunuyordu. Kur’an metinleri namazlarda, hutbelerde ve diğer bazı ahvalde, Rasulullah tarafından pek çok defa tekrarlanmış olduğu gibi, esasen daha hayatta bulunduğu sıralarda bütün surelerin hangi ayetlerden teşekkül ettiği de tesbit edilmiş bulunuyordu. Rasulullah’m vefatından sonra da Kur’an metinleri biraraya toplanmıştı. Osman (r.a.) tarafından, elimizdeki şekliyle yazılmasına emir verilmişti. Bu suretle ince bir tetkikten ve hafızların da sıkı bir kontrolünden geçirildikten sonra ortaya konulmuş bulunan bu mushaflarm bir kaç nüshası muhtelif bölgelere gönderilmişti. Esasen bu bölgelerde Kur’an’ı ezber bilen ve evvelden yazı ile tesbit olunmuş parçalara sahip bulunan sahabiler de mevcuttu. Bunlar Osman’ın gönderdiği mushafları muvafık bulduklarından dolayı itiraz etmediler. Eğer bu mushaflarda bir kusur görülseydi, muhakkak daha o zaman reddedilir, belki de kanlı savaşlara yol açılır ve bu sebepten dolayı Osman öldürülürdü. Halbuki hiç te böyle olmamıştır. Bu mushaflar Rasulullah tarafından tebliğ edilen Kur’an’m ta kendisidir. İçinde nasih ve mensuh ayetlerin mevcut olduğunu isbat etmek için ileri sürülen delillerden başka

daha çok kuvvetli deliller göstermek icabeder. (63)

Neshi ilk olarak kabul etmeyen Ebu Müslim el-İsfehani delil olarak şu ayeti getirmiştir:

“Batıl ona, önünden de ardından da gelemez. Hakim ve Hamid tarafından indirilmiştir.” (Fussilet: 41/42)

Ebu Müslim bu ayete ters düştüğünü sandığı nesh çeşitlerini reddetmiştir. Allah’ın indirdiği Kur’anî bir hükmün ortadan kaldırılmasından sakınmak için neshe tahsis ismini vermiştir. (64)

İnşa (Rasulullah’m hafızasından bir ayetin silinmesi) keyfiyeti üzerine bazı görüşler ileri sürülmüş ve bazı haberler nakledilmiştir. Hatta M. Abduh “Evvelce Kur’an’da iken sonradan neshedilmiştir.” Veya “gece nazil olan ayetleri, Rasulullah gündüzleri unuttuğundan dolayı üzülür-müş” şeklindeki haberleri kabul etmemektedir. Zira bu gibi haberler Rasulullah’m masumiyetine ve “Zikri biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz.” (Hicr: 15/9) ayetine muhaliftir. (65)

Zerkeşi, Müşriklerden yüz çevirmeyi, onlara karşı sabırlı davranmayı emreden ayetlerin seyf (Tevbe: 9/5) ayeti ile neshedildiğini belirten alimlerin görüşlerinin zayıf olduğunu belirtir.

Çünkü burada nesh değil, nes’ vardır. Yani, o hükme o hükmü ilgilendiren bir illetten dolayı belli bir zamana kadar o hükme uyma emredilmiş ve illet kalktıktan sonra başka bir hüküm devreye girmiştir. Görüldüğü gibi bu nesh değil, nes’tir. Çünkü nesh bir daha uyulması caiz olmayacak şekilde de hükmü kaldırmaktır. (66)

63-M. Tayyib Okiç-Tefsir Dersi Takrirleri: 29-30. 64-Salih-Mebahis: 206-207.

65- Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 126.

66- Zerkeşi-El-Burhan: 2/42; Suyuti-El-İtkan: 2/35; Salıh-Mebahıs:

Kur’an’da Mensuhun Kısımları:

Mensuhun kısımları altı tanedir.

1) Yazılışı kaldırılıp yerine başka bir şey gelmeyen fakat icma ile hükmü baki kalan. Mesela recm ayeti. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: “Vallahi Rasûlüllah’m zamanında şu ayeti okumuştuk: “Babalarınızdan yüz çevirmeyin bu sizin için küfürdür. Eğer yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ederse, Allah’tan bir ceza olarak onları mutlaka recmedin. Muhakkak Allah Aziz’dir, Hakim’dir.” (67) Rasulullah (s.a.v.) evli iki kişiyi recmet-miştir. Ayetteki yaşlı erkek, yaşlı kadından kasıt evli erkek, evli kadındır. (68)Bu konudaki nesh İbn Hibban’m sahihindeki Ubeyy b. Ka’b’dan rivayet edilen bir hadisi şerife dayanmaktadır. (69)Kadı Ebu Bekir, Zerkeşi gibi alimler haberi ehad’m Kur’an’ı neshedemeyeceğini söylemiş ve neshin bu türünü kabul etmemişlerdir. (70) Ebu Cafer en-Nehhas, Muhammed Hudari Bey, Dr. Muhammed Suad ve Dr. Mustafa Zeyd gibi alimler de bu tür neshi kabul etmemektedirler (71)

2) Başka bir ayetin hükmüyle hükmü kaldırılan ve Kur’an’da yazılışı kalan ayetler. İcma ile her iki ayet de yazılışı ve okunuşu ile beraber Kur’an’da bulunur. Mensuhun en yaygın şekli budur. Vefattan sonraki iki iddet ayeti gibi. Hibetullah bu şekildeki neshin Kur’an’da 63 surede bulunduğunu söyler. (72) Bakara: 2/115 ayeti Bakara: 2/144 ve Bakara: 2/149. ayetlerle neshedilmiştir. (73)

Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Hükmün kaldırılıp tilavetin kalması manasmdaki neshin bu çeşidi, bu konuda araştırma yapan araştırmacılar için önemli bir mevzu teşkil eder. Bundaki hikmet şudur: “Kur’an kendisindeki hükümlerin bilinmesi için okunduğu gibi, okumaktan sevap almak için de okunur. Tilavetin kalıp hükmün kaldırılmasının hikmeti budur. Çünkü nesih daha çok hafifletmek içindir. Okunuş ta bu nimeti hatırlatmak için bırakılmıştır. O nimet, neshedilen ayetin hükmünün bir sonucu olan meşakkatin kaldırılmasıdır. Neshin bu çeşidini çok az bir grup kabul etmemiştir. Kabul etmeyenler delil olarak: “Okunuş ve hüküm beraberdirler. Birinin kaldırılıp diğerinin kaldırılması mümkün değildir.”

derler. Buna şöyle cevap verilir: “Okunuş ve hüküm arasındaki ilişki, birinin kalkmasının diğerinin de mutlaka kalkmasını gerektirmez. Okunuş hükmün üzerine bina olunmuştur. Başka bir delilden dolayı tilavetin kalıp, hükmün kaldırılması caizdir.”

Ayetin okunuşunun kalıp hükmünün kaldırılmasını kabul etmeyenler ayrıca delil olarak, mükellefin nesholunan bir hükümle amel etme cahilliğine maruz bırakılmasını gösterdiler. Yani mükellef hangi ayetin nesholunup hangisinin nesholunmadığmı bilemeyeceğinden nesholunan hükümle amel edebilir. Yine okunuşun faydadan yoksun bırakılmasını da delil gösterdiler. Onlara şu şekilde cevap verilir: “Kaldırılan hüküm yerine başka bir hüküm bulunmasından dolayı, mükellefin kaldırılan hüküm hakkındaki cehaleti kalkar. Tilavetin kalıp ta hükmün kaldırılmasına gelince bunda Kur’an okuma ibadeti ve nesholunan hükmün nesheden hükümden daha şiddetli olduğunu hatırlatma nimeti vardır.”

67-Müslim.

68-Mer’i îbn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 7.

69-Zerkeşi-El-Burhan: 2/35-37.

70-Muhammed Ali el-Arıd-Fethu’1-Mennan: 227-228.

71-Ali Hasen el-Arid: Fethu’l-Mennan: 223-230.

72-Mer’i İbn Yusufı’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fi’1-Kur’an: 8.

73-Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/90.

3) Hükmü ve yazılışı kaldırılan ve ezberlenmesi kalplerden silinen ayetler. Bu şekilde nesholunan ayetler ancak haber-i ehad hadislerinden bilinir. Ebu Musa el-Eş’ari’nin rivayetinde olduğu gibi. O şöyle demiştir: “Tevbe suresi gibi bir sure indirildi. Daha sonra da kaldırıldı.”

Hibetullah Bağdadi kitabında Enes İbni Malik’in şöyle dediğini rivayet

etmiştir: “Rasululah (s.a.v.) zamanında tevbe suresi büyüklüğünde bir sure okuyorduk. O sureden bir ayetten başka ayet hatırımda kalmadı. Ayet şudur: “Ademoğlunun iki vadi dolusu altını olsaydı bu ikisine ek olarak bir üçüncüsünü isterdi. Üç vadi dolusu altını olsaydı bir dördüncüsünü isterdi. Ademoğlunun karnını topraktan başka birşey doldurmaz. Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.” (74)

İbn Mesud da şöyle nakletmiştir: “Rasulullah bana bir ayet okuttu. Ben de onu ezberledim ve mushafıma yazdım. Gece olup hafızama müracaat ettiğimde onu hatırlayamadım. Mushafıma varıp baktığımda sayfalarının bembeyaz olduğunu gördüm. Bunu Rasulullah’a haber verdiğimde bana şöyle dedi:

“Ey İbni Mesud! O, dün kaldırıldı.” Sahabeler şöyle demiştir:

“Ahzab suresi Bakara Suresi gibiydi. Daha sonra birçoğu kaldırıldı.” (75)

Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Alimlerden bazıları neshin bu çeşidinin Kur’an-ı Kerim’de bulunmasının caiz olduğunu söylediler. Taberi şöyle rivayet etmiştir: Said Katade’den bize şöyle tahdis etti:

“Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya benzerini getiririz.” (Bakara: 2/106)

Ayette geçtiği gibi bir ayet daha sonra gelen bir ayetle neshedilirdi. Rasulullah bir veya daha fazla ayet okur, sonra bu kendisine unutturulur ve kaldırılırdı. Doğru olan, neshin bu çeşidinin Kur’an’da bulunmasının caiz olduğudur. Bunun bir sonucu olarak bazı ayet ve sureler yazılış ve okunuşuyla beraber kaldırılmıştır. Bu Kur’an’da bir eksiklik olduğunu göstermez. Çünkü onu kısmen veya tamamen değiştirilmekten korumayı Allah üzerine almıştır. Tabii bu kaldırılma Kur’an’m Rasulullah’a indirilmesi esnasındaki kaldırılmasıdır. Rasulullah’m ölümünden sonra ondan bir tek kelime bile kaldırılmamıştır. Neshin bu çeşidini kabul etmeyenler şöyle derler: Güvenilir sahabeler bunu sahih senedle rivayet etmişlerdir. Fakat bu hadistir, Kur’an değildir. Bu ümmet Kur’an-ı Kerim’in Osman’ın (r.a.) Mushafı’nm iki yaprağı arasındaki Kur’an

olmasında ittifak etmişlerdir. Onun dışındaki, Kur’an olarak sayılmaz ve onunla Kur’an olarak amel edilmez.” (76)

4) Yazılışı ve hükmü kaldırılıp kalplerden ezberlenmesi silinmeyen ayetler. Bu tür nesh ile nesholunan ayetlerle amel edip etmeme hususunda alimler arasında ihtilaf vuku bulmuştur. Bu türlü nesh ancak ahbar-ı ehad yoluyla bilinir. Aişe’nin (r.a.) rivayet ettiği gibi “Allah’ın indirdiklerinde ancak on tam emzirme ile süt kardeş olunur.” (77) hükmü vardı. Daha sonra bu “Beş emzirme ile süt kardeş olunur.” hükmüyle neshedil-di. Ancak on emzirme ile süt kardeş olunacağı hükmüyle amel edilmemesi hususunda icma vardır. İhtilaf ise “Emmede kardeşleriniz.” (Nisa: 4/23) ayeti hususunda süt kardeş olmanın bir emme ile mi yoksa beş emme ile mi olacağı hususundadır. Ayetin zahiri manasını alarak Hanefiler ve Malikiler evlenme bir emmeyle haram olur, demişlerdir. Aişe hadisini delil alarak Şafii ve Hanbeliler beş emmeyle evlilik haram olur, demişlerdi. (78)Geçmiş şeriatların neshi de bu kısma dahildir. Çünkü o şeriatlerin kitaplarının da hem tilavetleri, hem hükümleri nesdedilmiştir. (79)

Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Alimlerden bir grup neshin bu şeklini kabul etmemişlerdir. Onlar şöyle demişlerdir: “Aişe’nin rivayeti sahih hadis kitaplarında geçen ve ona dayandırılan bir rivayettir. Fakat senedin sıhhati her halükarda metnin sıhhatini gerektirmez. Aynı zamanda bu hadis haber-i ehaddır. Kur’an-ı Kerim haber-i ehad ile sabit olamaz. Çünkü onun sabitliği kesindir. Kadı Ebu Bekir ve Ebu Abdullah İbn Hazm şöyle demişlerdir: Aişe’nin “Allah’ın indirdiklerinden” sözünden Allah’ın sadece Kur’an’ı indirdiği anlaşılmaz. Biz biliyoruz ki Rasulullah’a indirilenler Kur’an olduğu gibi hadisi kudsi veya hadisi nebevi de olabiliyordu. Bunların hepsi de Allah katındandır. “O, nevasından konuşmaz. Ona vahyedilen vahiyden başkası değildir.” (Necm: 53/3-4) Şeyh Muhammedu’s-Saidi hatıratında şöyle demiştir: Aişe’den rivayet edilen hadis bu tür nesh için delil olmaz. Çünkü Rasulullah’m (s.a.v.) vefatından sonra Kur’an’m tilavetinden birşey neshetmenin caiz olmadığı hususunda ittifak vardır.” (80)

5) Amel bir illete binaen farz kılınmış daha sonra ameli gerektiren illet

ortadan kalkınca amel terkedilmiş fakat okunuşu ve yazılışı kalmış olan ayetler. Allah’ın şu ayetleri gibi: “Onlara harcadıkları şeyi verin.” (Mümtahine: 60/10) “Eğer eşlerinizden herhangi bir şey kafirlere geçer , böylece siz de ganimete kavuşursanız, eşleri gidenlere harcama yaptıklarının bir mislini verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’tan sakının.” (Mümtahine: 60/11) Bunların hepsi Kureyş müşrikleriyle Rasulullah arasında olan banş anlaşması sebebiyle emredilmiştir. Daha sonra illet olan barış anlaşmasının kalkmasından dolayı, bu hükümler kalkmıştır. (81)

6) Ayetten anlaşılan mana neshedilmesine rağmen, neshedilen ayetin manasıyla beraber Kur’an’da bulunması şeklindeki nesh. Allah’ın şu ayetleri gibi: “Sarhoş olduğunuz zaman namaza yaklaşmayın.” (Nisa: 4/43) Bu ayetten namaza yaklaşılrnadığmda sarhoşluğun caiz olduğu anlaşılır. Ancak bu anlam Allah’ın şu kavliyle neshedilmiştir: “Artık vazgeçtiniz mi?” (Maide: 5/91) Bu ayet içkiyi haram kılmıştır. Sarhoşluk ise içkidendir. Dolayısıyla bu ayet sarhoşluğu da haram kılmıştır. Fakat “Sarhoşken namaza yaklaşmayın.” ayeti neshedildiği halde manasıyla beraber hala okunmaktadır. (82)

74-Müslim, Zekat: 39.

75-Mer’i İbn Yusufı’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fi’1-Kur’an: 9-10.

76-Mer’i İbn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 9.

77-Müslim.

78-Mer’i İbn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 11-12.

79-Kafıyecı-Kitabu’t-Teysir: 75-76.

80-Mer’i İbn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve

724

Mensuh fı’1-Kur’an: 11.

81-Mer’i İbn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 13.

82- Mer’i İbn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 14.

Kur’an’da Neshin Kısımları:

Kur’an’da nesh üç kısma ayrılır:

1) Neshedenin farz olması neshedilenin farz olması ve nesh eden geldikten sonra, neshedilenle amel etmenin caiz olmaması hali. Allah’ın şu sözü gibi:

“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse o kadınları ölünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.” (Nisa: 4/15)

Ayetteki ölüme kadar hapsetme hükmü celd (sopa vurma) ayetiyle neshedilmiştir. Alimlerden bazdan şöyle demişlerdir: “Allah bu ayetin başını, sonuyla neshetmiştir. Nesheden Allah’ın şu kavlidir: “Ya da Allah onlara bir yol kıhncaya kadar.” Yolu da celd ayeti açıklamıştır. (83)

2) Nasihin de, mensuhun da farz olması ve neshedilen farzla amel etme veya etmeme hususunda muhayyer olmamız hali. Allah’ın şu sözü gibi:

“Eğer sizden yirmi sabreden kişi olursa iki yüz kişiye galip gelir.”

(Enfal: 8/65)

Bu ayette bir mü’mine müşriklerden on kişiden kaçamayacağı hükmü farz kılındı. Sonra bu Allah’ın şu sözüyle neshedildi:

“Eğer sizden sabırlı yüz kişi olursa ikiyüz kişiye galip gelir. Eğer sizden bin kişi olursa iki bin kişiye galip gelir.” (Enfal: 8/66)

Buna göre bir mü’mine iki müşrikten kaçamayacağı hükmü farz kılındı. Bu nesholunan farzla amel etmek bize haram olmayıp caizdir. Ve

bundan dolayı ecir alınz. Eğer mü’minlerden birisi Allah’ın vaadetmiş olduğu zaferi bekleyerek ve sevap umarak müşriklerden on kişiye karşı durursa günahkar olmaz. Aksine yaptığı işin ecri büyüktür.

“Nice az topluluk nice büyük toplulukları yendi.” (Bakara: 2/249)

Bazı alimler şöyle demiştir:

“Allah’ın şu kavli de bunun gibidir: “Sizden kim hilali görürse oruç tutsun.” (Bakara: 2/185)

Bu ayet bizden öncekilere farz kılman aşure orucu ve her ay üç gün oruç tutma hükmünü neshetmiştir. Bu da farzı nesheden farza örnektir. Burda da nesholunanla da amel etmemiz caizdir ve bundan dolayı ecir alınz. (84)

3) Nasihin daha önce farz olan bir şeyle amel edilmesini terk etmeyi emretmesi ve bizim nesholunanla amel etmek veya terketmek hususunda muhayyer olmamız ve onunla amel etmemizin daha efdal olması durumu. Daha önce farz olan gece namazının neshedilmesi böyledir. Yine bunun gibi daha önce müslümanlar üzerine farz kılman Ramazan ayında uyuduktan sonra yemek, içmek ve cimanm haram oluşu hükmü neshedil-di. Burada nesheden nesholunanla ameli terketmeyi emretmiştir. Fakat nesholunan hükümle de amel etmek caizdir.

Bir kısım alimler bu üç kısma bir dördüncüsünü daha ilave etmişlerdir. O da; Neshedilen hükmün müstehap iken bu hükmün nesheden hükümle farz kılınması durumudur. Buna örnek olarak savaş gösterilebilir. Savaş önceleri müstehap iken daha sonra farz olmuştur. Bir kısım alimler bu konuda şöyle demiştir: Aslına bakılırsa bu nesh olarak isimlendirilmez. Çünkü cihad emri kesin bir emirdir ve bu hususta hiçbir ruhsat yoktur. Onu terkeden asidir ve cezalandırılır. Birinci yani müstehap olan kıtalde onu terkeden onun ecrinden mahrum olur. Sonraki savaş emrinde ise savaşın farz oluşu hakkında emir açıktır. (85)

Gelen ayetin öncekinden daha hayırlı olması veya benzerinin getir-ilmesu üç şekilde olur:

1) Ağır olan hükmün hafifletilmesi ile, gece namazının farzdan nafileye indirilmesi gibi. Bunun hikmeti cömert olan Allah’ın, emrini hafifletmesine rağmen kullanna rahmet olarak bu amelin ecrini çoğaltmasıdır.

2) Yeni hükmün şekil olarak ağır fakat ahiretteki sevap açısından daha büyük olmasıyla; önceden bir kaç gün tutulan farz orucun, Ramazan ayında bir ay tutulması gibi.

3) Herhangi bir hükmün ağırlaştırma ya da hafifletme olmaksızın başka bir hükümle değiştirilmesiyle; kıblenin Kudüs’ten Ka’be’ye çevrilmesi gibi.

83-Mer’i İbn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 15.

84-Mer’i İbn Yusufı’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 16.

85-Mer’i İbn Yusufı’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı’1-Kur’an: 17.

Nasih ve Mensuh Olması Caiz Olan Şeyler:

Bu beş kısımdan müteşekkildir.

1) Kur’an’m Kur’an’la neshi: Bu icma ile sabittir. Allah’ın şu ayetinde görüldüğü gibi: “Biz bir ayet neshedersek veya onu unutursak” ayetinin hükmü şöyle açıklanabilir: Onu neshetmiyoruz, terkediyoruz ya da kendisiyle belli bir süre amel edilen hükmü erteliyoruz. “Ondan daha hayırlısını getiririz.” Yani ondan daha yararlı olanı getiririz. Daha sonra Allah (c.c.) şöyle der:

“Bilmezmisiniz ki Allah her şeye kadirdir.” (Bakara: 2/106)

Yani nasih ve mensuh meselesi hakkında her şeye kadirdir. Kur’an’da bu ikisinin kabul edilmesi Allah’ın birliğine delildir. “Yaratma da emir de O’na aittir.” (A’raf: 7/54) (86)Buna Bakara: 2/180 ayetinin Nisa: 4/11 ayeti ile neshi örnek verilebilir. (87)

Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Alimler neshin bu şekli hususunda ittifak etmişlerdir. Akli olarak da nakli olarak da bunu kabul etmişlerdir. Akli olarak bunun caiz olmasına şunu delil getirmişlerdir: Kur’an’m ayetleri, hüküm ve gerektirdikleriyle amel etmenin vacipliği bakımından birbirine eşittirler. Öyleyse akli yönden onların birbirini neshetmelerine hiçbir engel yoktur. Nakil olarak da buna nesheden ayetlerin varlığını delil göstermişlerdir.” (88)

2) Sünnetin Kur’an’la neshi: Bu konuda alimler arasında ihtilaf vardır. Onlardan bir kısmı kabul etmemiş fakat alimlerin çoğu bunu caiz görmüştür. Kabul etmeyenler delil olarak şunu ileri sürerler: “Sünnet Kur’an’ı açıklayıcıdır. Açıklayanın açıklananla nesholunması caiz olmaz. Açıklayanın neshedilmesiyle açıkladığı şeyler açıklanmamış olur.

“İnsanlara; onlara indirileni açıklaman için.” (Nahl: 16/44)

“Rasul size neyi verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan kaçının.” (Haşr: 59/7)

Bunlara cumhurun yerine ben (Mer’i b. Yusuf el-Kermi) cevap vereyim: Bunu kabul etmemek için söyledikleri şeyler gerçekte kabul etmemelerine bir engel teşkil etmez. Kur’an’m Kur’an’ı neshetmesi caiz olduğuna göre ve Kur’an’ı indiren Allah’ın bida yapması caiz olmadığına göre, bida yapması caiz olan Rasulullah’m sözünün, bidası caiz olmayan Allah sözü olan Kur’an’la nesh?dilmesi daha evladır.

Rasulullah’m gazvelerde muta nikahını üç gün için helal kıldığını ve müslümanların namazda Kudüs’e dönmelerini emrettiğini ve barış anlaşması sebebiyle müşriklerden gelen muhacirleri kabul etmediğini görmüyor musun? Bu ve bunun gibi hükümleri Allah ona indirdiği ayetlerle neshetmiştir. Bunun gibi Allah Rasulullah ve sahabelerin namazda konuşmalarını şu ayetiyle neshetmiştir:

“Allah’ın huzurunda saygıyla ve sessiz olarak durun.” (Bakara: 2/238)

Yine Rasulullah’m amcası için bağışlanma dilemesi de böyledir. Bu da Allah’ın şu sözüyle neshedilmiştir:

t<ş.o "Ne nebinin ne de onunla beraber olan mü'minlerin müşrikler için bağışlanma dilemeleri doğru değildir." (Tevbe: 9/113) Bu gibi hadiseler Kur'an'da çoktur. Onların söylediklerinin sonucuna bakılırsa gerçekte iki fırka arasında fark yoktur. Çünkü Kur'an'm sünneti neshetmesini caiz görenler, neshedilecek sünneti genelleştirmişler, yani genişletmişlerdir. Kur'an sünneti neshetmez diyenler ise sünneti genelleştirmeyip sadece Kur'an'ı açıklayan sünneti kastedip bunun nesholunamayacağım söylemişlerdir. Şüphesiz Kur'an'ı açıklayan sünnet nesholunmaz. Şayet bunu kabul edecek olursak o zaman Kur'an'm Kur'an'la neshi sonucuna varırız. İyice düşünülürse iki fırka arasında bir fark olmadığı anlaşılır. Bu iki fırkanın sözlerim birleştirmede bir engel görmedim. Bazı alimlerin şu sözü de söylediklerimi destekliyor: Kur'an-ı açıklayan sünnet başlı başına ayrı bir gruptur. Nasih ya da mensuh olarak isimlendirilmez. (89) İmam Şafii sünnetin Kur'an'la neshini, nesheden ayetle beraber bir sünnet olduğu zaman caiz görür. O tek başına Kur'an'm sünneti neshetmesini kabul etmez. Risale kitabında şöyle der: "Rasulullah'm sünneti böyledir. Onu ancak Rasulullah'm sünneti nesheder. Çünkü Allah Rasulullah'm sünnet kıldığı birşeyin aksine birşeyi sünnet kılmak isteseydi, Rasulullah'm bunu sünnet kılmasını emrederdi ve bu yeni sünnete muhalif olan daha önceki sünnetin neshedildiğini de insanlara açıklamasını emrederdi. Bu, Rasulullah'm sünnetinde bu şekilde cereyan etmiştir. (90) 86-Mer'i İbn Yusufı'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fi'1-Kur'an: 18. 87-Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/90. 88-Mer'i İbn Yusufi'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı'1-Kur'an: 18. 89-Mer'i İbn Yusufı'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı'1-Kur'an: 19-20. 90- İmam Şafıi-Risale: 106. Neshin bu türünü kabul eden alimlerin cumhuru ise şunu delil göstermişlerdir: Kur'an ve sünnetin ikisi de Allah'dan vahiy iledir. Fakat Kur'an, okunan vahiydir. Sünnet ise okunmayan vahiydir. Akıl bunların birinin diğerine neshine bir engel görmez. Gelen rivayetler bunun bu şekilde olduğunu gösteriyor. Kudüs'e doğru yönelme Kur'an'da geçmez. Bu sünnetle sabittir. Fakat onu nesheden hüküm Kur'an'dadır. İşte sünnetin Kur'an'la neshi bu şekildedir. (91) Rasulullah'm kendi re'yi ile Mekke-i Mükerreme'de Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılarken daha sonraları bunun Bakara: 2/144 ayeti ile neshedilip kıblenin Ka'be'ye çevrilmesi örnek gösterilebilir. (92) 3) Kur'an'm mütevatir sünnetle neshedilmesi: Bu konuda alimler arasında bir çok ihtilaf vardır. Bir kısmı kabul eder, bir kısmı kabul etmez. Kabul edenler şöyle der: Rasulullah'm "Mirasçı için vasiyet yoktur." (93) sözü, Allah'ın şu sözünü neshetmiştir: "Sizden birinize ölüm geldiği vakit, eğer mal bırakıyorsa , muttakilere bir borç olarak, ana-babaya ve yakınlara örfe uygun bir şekilde vasiyette bulunmak farz kılındı." (Bakara: 2/180) Delil olarak ta "Rasul size neyi verdiyse onu alın, neyi yasak ettiyse ondan kaçının." (Haşr: 59/7) "O, nevasından birşey konuşmaz. O, ancak vahyedilen bir vahiydir." (Necm: 53/3-4) ayetlerini gösterdiler. Allah bu ayetlerden sadece Kur'an'ı değil, aynı zamanda sünneti de kas-detmiştir. Bunun için Rasulullah'm her söylediğini kabul etmemiz gerekir. Bu türlü neshi kabul etmeyenler şöyle dediler: "Kur'an mucizedir, sünnet ise mucize değildir. İcaz olan Kur'an, icazı olmayan sünnetle neshedilemez. Delil olarak şunu gösterdiler: "Eğer bir ayeti nesheder veya unutturursak onun aynısını veya ondan daha hayırlısını getiririz." (Bakara: 2/106) Sünnet Kur'an gibi değildir. Çünkü o mahluktur, fakat Kur'an mahluk değildir. Ben (Mer'i Ibn Yusufi'l-Kermi) derim ki: Bu delil zahire göredir. Kabul edilebilir de edilmeyebilir de. Neshin bu türünü kabul etmeyenler bu tür neshi kabul edenlerin getirdikleri delillere şöyle cevap vermişlerdir: Haşr: 59/7 ayeti hakkında şöyle derler: Bu ayetten kasıt; ona kitapta indirilenden size neyi verdiyse onu alın, onu kabul edip tasdik edin, demektir. Necm: 3/4 ayeti hakkında ise şöyle derler: Rasulullah'm Kur'an'dan size getirdikleri Allah karındandır. Onu kendisi söylememiştir. O, ancak ona vahyedilen vahiy iledir. Neshin bu türünü kabul etmeyenler, miras ayeti hakkında ise onun hadisle değil, veraset ayetiyle nesholunduğunu söylerler. İmam Malik'in şu sözü de bunu destekler: "Miras ayeti ana-babaya vasiyet ayetini neshetti. Buna dayanarak denilir ki: Kur'an kendisi gibi olan Kur'an ile neshedilir. Sünnet ise nesheden ayetin açıklayıcısı konumundadır. Bu türlü neshi kabul etmeyenlerin delili daha kuvvetlidir ve Allah'ın izniyle hak olan da odur. Bazı alimler de Rasulullah'm "Zimmet ehlini öldürmeyin." hadisi Allah'ın "Müşrikleri öldürün." (Tevbe: 9/5) ayetini neshetmiştir, derler. Fakat bunda şüphe vardır. Çünkü bu nasıh değil, tahsistir. 91-Mustasfa s: 124; Cemu'l-Cevami: 2/110-113; Munheca'l-Furkan: 122-126. 92-Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/90 93-Buhari, Vasaya: 6; Ebu Davud, Vasaya: 6; Buyu': 88; Tirmizi, Vasaya: 5. Sünnetin Kur'an'ı neshetmesini caiz gören alimler şöyle demişlerdir: Neshedilen lafız değil hükümdür. Ayetten çıkan hüküm de mütevatir değil haber-i ehad gibi zannidir. Bu sözde şüphe vardır. Çünkü Kur'an, üzerinde ihtilafa mahal bırakmaksızın icma ile kesindir. Mushaflarda yazılmış, dillerde okunmuş, kalplerde ezberlenmiştir. Allah onun hükümlerine şahitlik etmiş ve onu koruyacağını haber vermiştir. Rasulünü de onda unutma ve yanlışlıktan masum kılmıştır. Sünnet ise bunun tam tersidir. O ehli kıblenin tamamından merfu olarak değilancak bir veya ikisinden gelmiştir. Başka bir deyişle: Onu rivayet edenlerin sayısı Kur'an üzerinde icma edenlerin sayısına ulaşmamıştır. Kur'an ve sünnet kesinlikle icaz, hıfz ve nakilde birbirine eşit değildir. Bir kısım alimler de şöyle derler: Söylenenlerin en iyisi: "Sünnet neshedici değil, açıklayıcıdır." sözüdür. Rasulullah'a gelen zina edenler hakkındaki ayet böyledir. Allah şöyle buyuruyor: "Ya da Allah onlara bir yol gösterinceye kadar." (Nisa: 4/15) Rasulullah bu ayeti açıklayarak şöyle demiştir: "Benden alın. Allah onlara bir yol göstermiştir." Bundan sonra da celd ayetiyle gösterilen yolu açıklamıştır. (94) İmam Malik, Ebu Hanife'nin öğrencileri ve cumhuru mütekellimin bu tür neshin caiz olduğu görüşündedirler. İki görüşünden birinde İmam Şafii ile İmam Ahmed, İbn Hanbel ve Zahirilerin çoğu da bu tür neshin caiz olmadığı görüşündedirler. (95) 4) Sünnetin sünnetle neshi: Bu konuda alimler arasında ihtilaf yoktur. Bu şekilde nesh çoktur. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sizi kabir ziyaretinden nehy etmiştim. Artık onları ziyaret edebilirsiniz." (96)Neshin bu çeşidini alimler rivayetler yoluyla bilirler. (97) 5) Kur'an'm icma, icmanm icma ve kıyasın kıyas ile neshi: İlimde derinleşmiş alimlerin çoğu neshin bu şeklini kabul etmediler. Hanefıler ve Malikiler bunları usul kitaplarında zikrettiler. (98) Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: "İcma: Rasulullah'ın vefatından sonra ümmetin müctehidlerinin bir konuda ittifak etmeleridir. Tanımından da anlaşılacağı üzre icma ancak Rasulullah'ın vefatından sonra mümkündür. Vefatından önce mümkün değildir. Aslolan, icma ile Kur'an'm neshedilmesinin caiz olmayışıdır. Çünkü icma kesin bir delildir. Onun hükmü de katidir. Eğer onu nesheden kati bir nass olursa o zaman zaten icmaya mahal kalmaması gerekir. İcma ile amelin şartı o konuda bir nass olmamasıdır. İcmanın diğer bir icma ile nesholunabilmesi için ilk icmanm hatalı olması gerekir. Birbirinin aksi iki icmanm bulunması imkansızdır. İcmanm başka bir icma ile nesholunması caiz olmaz. Çünkü o zaman 732 ikinci icmanm ya birinci icmanm hükmünü kaldıran bir delile dayanması ya da bir delile dayanmaması gerekir. Eğer bir delile dayanmazsa o zaman bu hata olur. Müslüman ümmet bu hatadan masumdur. Eğer nesh nasdan bir delille ise o zaman bu nassm bu iki icmadan önce olması gerekir. Bu nass da ancak Rasulullah sağ iken ortaya çıkabilir. O zaman hüküm icma ile değil nass ile sabit olur. Cumhurun görüşü ise bu hususta neshin caiz olmadığı şeklindedir. Delil olarak ta şöyle derler: İcmayı nesheden ancak ya bir nass ya bir icma ya da bir kıyasın hükmü olabilir. Bir nassm bir icmayı neshetmesi imkansızdır. Çünkü nass Rasulullah zamanında mevcuttur. Fakat icma ise onun vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Rasulullah'ın vefatından sonra bir nass gelmesi de mümkün değildir. Kıyasın nesh edici olması da caiz olmaz. Çünkü aslı sabit olan bir kıyasın tersine bir icma olursa bu yanlış şey üzerinde icma demektir ve İslam ümmeti bu yanlış icmadan uzaktır. (99) 94- Mer'i İbn Yusufı'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı'1-Kur'an: 19-20. 95-Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/90 96-Müslim, Cenaiz: 106; Nesai, Cenaiz: 100. 97-Mer'i İbn Yusufı'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fi'1-Kur'an: 21. 98-Mcr'i İbn Yusufi'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fi'1-Kur'an: 22. 99-Mustasfa: 1/126; El-Amidi: 3/226-229. Nasih ve Mensuhu Anlamanın Yolları: Nasih ve mensuhu anlamak için Kur'an ve sünnette ihtiyaç duyulan şey; Kur'an ayetleri ve sünnetlerin tarihi ile ilgili bilgidir. Önceki nass daha sonraki nasla neshedilir. Çünkü daha sonraki nassa itibar edilir. Mushaftaki ayetlerin diziliş sırasına itibar edilmez. Kur'an'm dizilişinde nesheden nesholunandan önce gelebilir. Vefat iddeti hakkındaki iki ayet gibi. Mekki ve Medeni ayetleri de bilmemiz gerekir. Çünkü bu nasih ve mensuhun bilinmesinde önemli bir temel teşkil eder. Mekke'de inen bir nass ancak ondan önce yine Mekke'de inen bir nassı neshedebilir. Medine'de inen nass ise, hem Mekke'de hem de Medine'de daha önce inen nasları neshedebilir. Nesholunan ayetlerin çoğunu, Mekke'de inen ayetler, nesheden ayetlerin çoğunu da Medine'de inen ayetler teşkil eder. (100) Nasih ve Mensuhu Bilme Şekilleri. Nasih ve Mensuh ancak şu üç şekilden biri ile bilinebilir: 1) Nasih ve mensuh delillerin nüzul veya vürud zamanlarının bilinmesi. Bu da delilin kendi ibaresinde mevcut bir ifadeden, ya sahabeden, iki delilden birinin diğerinden daha sonra nazil veya varid olduğuna dair gelen sarih bir haberden, ya da herhangi bir asırda iki delilden birinin diğerinden muahhar olduğuna dair vaki olan icmadan anlaşılabilir. Dolayısıyla zaman itibariyle muahhar olan delil ötekini neshetmiştir. 2) Nasih olan delilde, daha önceki bir delilin hükmünü neshettiğine dairaçık ifade bulunması. 3) Sahabeden "Şu veya şu ayet veya hadis, şu ayet veya hadisi neshetmiştir." Diye açık ve kafi bir rivayetin bulunması. Bunlar bilinmeden veya bu bilgiler olmaksızın bir müfessirin veya bir müctehidin re'y veya sözüne dayamlarakveya Mushaftaki sıralarına bakılarak ayetlerin nasih veya mensuh olduklarına hükmedilemez. (101) Mensuh Ayetler. Kur'an-ı Kerim'de neshin caiz olduğu görüşündeki alimlerin en zayıf tarafı Kur'an-ı Kerim'de ne kadar mensuh ayet olduğu konusunda ve hangi ayetlerin mensuh olduğunda ittifak edememiş olmalandır. Mensuh ayetlerin beş yüz civarında olduğunu söyleyenler yanında bunları dörde kadar indirenler de vardır. Mesela Abdurrahman İbn Ali İbnu'l-Cevzi (597/1201) mensuh ayetlerin sayısını 274 olarak verirken, Hibetullah ibn Selame (410/1019) 235, Muhammed İbn Hazm (456/1064) 214, Ebu Ca'fer en-Nehhas (338/949) 138, Abdulaziz el-Bağdadi 66 olarak vermektedir. Ancak müteahhir bir çok alim Celaleddin es-Suyuti'nin vermiş olduğu 22 sayısını aynen naklederken, Abdulkerim ez-Zerkani bunlar üzerinde yaptığı değerlendirmeler neticesi bir kısmının nesh olmadan aralarının te'lif edilebileceğini söyler ve mensuh ayetlerin sayısını ancak yedi olarak gösterir. (102) Muhammed Suad Celal de mensuh ayetlerin sadece dört olduğunu iddia eder. (103) Şah Veliyyullah Dihlevi mensuh ayetlerin sayısını beşe indirmiştir. (104)tmam Suyuti'ye göre ise, sadece: Bakara: 2/115, 180, 183, 184, 217, 240, 282, Al-i imran: 3/102, Nisa: 4/8, 15-16, 53, Maide: 5/2, 42, 106, Enfal: 8/65, Tevbe. 9/41, Nur: 24/3, 58, Ahzab: 33/52, Mücadele: 58/12, Mümtehine: 60/11 ve Müzzemmil: 73/2-4 ayetleri olmak üzere 22 ayet mensuhtur. (106)Kur'an'da neshi kabul edenlerin, hepsinin mensuh olduğunda ittifak ettikleri dört ayet Nisa: 4/15-16, Enfal: 8/65, Mücadele: 58/12 ve Müzzemmil: 73/2-4 ayetleridir. (105) 100-Mer'i İbn Yusufı'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı'1-Kur'an: 22. 101-Suyuti-El-İtkan: 2/24; Zerkani-Menahil: 2/209-210. 102-Zerkani-Menahil: 2/256-269) 103-Ali Hasen el-Arid-Fethu'1-Mennan: 243-245) 104-Dehlevi-Fevzü'l-Kebir; Cerrahoğlu-Tefsir Usulü: 127. 105-Suyuti-El-İtkan: 2/22-23. Tahsis: Hükmü genel olan bir nassm daha sonraki bir delil, bir işaret veya bir icma ile hükmünün, lafzın kapsadığı bütün fertlere değil de, belirli fertlere has olduğunun belirtilmesidir. Bu da genellik ifade eden amm bir lafzın özel (hass) bir emir ile açıklanmasıdır. Allah'ın şu sözü gibi: "Allah çocuklarınız hakkında size erkeğe iki dişinin hissesi kadar vasiyet eder." (Nisa: 4/11) Bu amm olan bir lafızdır. Fakat Allah bunu hadislerle tahsis etmiştir. Şöyle ki, ayetteki "Evlad" kelimesi kafir olan çocukları da kapsar. Rasulullah'm: "İki ayrı dine sahip olanlar birbirlerine mirasçı olamazlar." (106) hadisi bu hükmü müslüman olan çocuklara, "Katil için miras yoktur." (107)hadisi de ana-baba katli olmayan çocuklara tahsis etmiştir. (108) Neshde, bazı zamanlarda hükmün tahsisine benzeyen bir şey tahsisde ise, fertlerin bazısından hükmün kaldırılmasına benzeyen bir şey vardır. İşte şu zikrettiğimiz şeyler birbirine benzemektedirler. Bu benzerlikten dolayı bazı alimler şeriatta neshin vukuunu inkar etmişlerdir ve nesh olarak zikredilen şeyler tahsisten başka birşey olmadığı zannına kapılmışlardır. (109) Nesh İle Tahsis Arasındaki Fark: Tahsis; kasdedilen şeyleri belirtmek, nesh ise amellerin zamanının bitip başlama tarihini belirtmektir. (llO)Emredilen şey bir tek olduğu zaman tahsis olmaz. Çünkü bir tek şeyden bir çok şey çıkarmak mantıksızdır. Nesh ise bunun aksidir. Çünkü tek başına olan hüküm nesh ile kaldırılabilir. Nesh olunan şeylerle bir daha ebediyyen amel edilmez. Fakat tahsis bunun tersidir. Çünkü tahsis edilen hükümle amel edilir. Tahsis içtihat ve kıyas ile mümkündür. Fakat nesh ancak nass ile sabit olur. Kur'an ve sünnet dışındaki şeylerle nesh olmaz. Çünkü onlarda yalan olabilir. Nesh içinde haber ifade eden nasslar da olmaz. Çünkü o zaman haber yalan olmuş olur. Fakat haberlerde tahsis olur. (111) 106-Buhari; Müslim. 107-Ebu Davut; Tirmizi; İbn Mace; Ahmed. 108-Mer'i İbn Yusufı'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fı'1-Kur'an: 23. 109-Zerkani-Menahil: 2/80. 110-Mer'i İbn Yusufı'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuhfı'l-Kur'an:21. 111-Muhakkik Sami Ata Hasan'a ait. Mer'i İbn Yusufi'l-Kermi-Kalaidu'l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fi'1-Kur'an: 24. İstisna: İstisna harflerinden sonra gelen hükmün, istisna harflerinden önce gelen genel hükümden çıkarılması veya istisna edilmesidir. İstisna İle Nesh ve Tahsis Arasındaki Fark: Nesh ancak nesheden nass, nesholunan nassdan ayrı olduğu zaman olur. Tahsis ise hem bitişik, hem ayn olabilir. İstisna ise ancak daha öncekine bitişik olduğunda mümkün olur. Nesh İle Bida Arasındaki Fark: Allah farz kıldığı şeyleri bilir. Yine bu farzı ne zaman kaldıracağını, birinci farzı nesheden hükmün ne zaman geleceğini, bu ibadetin süresinin ne zaman biteceğini de bilir. Ona hiçbir şeyin ilmi gizli değildir. O işlerin sonunun nereye varacağını bilir. Herşey O'nun katındaki Ümmü'l-Kitap'ta yazılıdır. Bida ise bunun tam tersidir. Çünkü o yaratılmışların sıfatıdır. İnsanlar işlerinin sonunun nereye varacağını bilmezler. Misal olarak: Bir adam, diğer bir kişiye emir verip: "Şu işi yap." dese, adam o işi yapmaya başladıktan sonra, emreden kişi yaptırdığı işin aksinin daha uygun olduğunu ve yaptırdığı işin, yapılmamasının daha evla olduğunu anlayabilir. Kişi birinci emri verdiğinde ikinci emir hiç kalbinde yoktu. Kendisi için iyi olanın ancak ilk emrettiği şeyden dönmek olacağını bilmiyordu. Bununla birlikte o iki emirden hangisinin onun için hayırlı olacağını da bilmez, birinciye devam etmek mi daha hayırlıdır yoksa ikinciye başlamak mı? Bilakis o tercihlerini ancak zanna, aklın ürünü olan kıyasa ve geçmiş tecrübelerine dayanarak yapar. Kıyasta yanlış yapan ve bu konuda hataya düşen çoktur. Bu akim eşyaların hakikatini anlama hususunda aciz olmasından dolayıdır. Çünkü eşyanın hakikatini anlamak, yarattıklarına değil yalnız Allah'a ait olan bir

Hakkında Nizameddin Demir

Web sitemiz, İslami konularla ilgili merak ettiğiniz, cevabına ihtiyaç duyduğunuz her türlü soruya, güvenilir kaynaklara dayanan ilmî ve doyurucu cevaplar sunmak amacıyla kurulmuştur. Amacımız, Hanefi Mezhebine göre, dinimizin sahih bilgilerini doğru, anlaşılır ve hızlı bir şekilde sizlerle buluşturmak; araştırma ve öğrenme yolculuğunuzda size sağlam bir rehber olmaktır.

Beni takip et

Bir cevap bırakın