Niçin Peygamberlerin Kendi Kavimlerine Davet Ettiği İlk Kelime Kelime-i Tevhid idi?
Niçin Peygamberlerin Kendi Kavimlerine Davet Ettiği İlk Kavram Kelime-i Tevhid idi?
A) Önce “Tevhid İlmini” Öğretmek Esastır: Bilindiği gibi bütün peygamberler insanları; “Allahû Teâla (cc)’ya iman ve ibadet etmeye, Tağut’a kulluk etmekten kaçınmaya” davet etmişlerdir.( ) Hz. Lokman (as); oğlu Saran’a nasihat ederken önce “Tevhid” üzerinde durmuştur. Nitekim Âyet-i Kerîme’de: “Hani Lokman oğluna nasihat ederken şöyle demişti: “Oğulcağızım!.. Sakın Allahû Teâla (cc)’ya şirk koşma!.. Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür.”(Lokman:13) buyurulmuştur. Sahabe-i Kiram; çocuk konuşmaya başlar başlamaz, önce tevhidi öğretmiştir. Bu hususta; Resûl-i Ekrem (sav)’in bütün mü’minleri uyardığı da bilinmektedir.
B) Hesap Günü Şuuru Verilmelidir: Hz. Lokman (as)’ın oğluna nasihatında; tevhidden hemen sonra, “hesap günü” şuuru gündeme girmektedir. Nitekim Âyet-i Kerîme’de: “Oğulcağızım!.. Hakikat yaptığın iyilik ve kötülük bir hardal tanesi kadar olsa da, bir kaya içinde ya göklerde yahud yerin dibinde (gizlenmiş) olsa bile, Allah onu getirir (meydana çıkarır, hesabını görür) Çünkü Allah lâtıyfdır. (Herşeyden) Hakkı ile haberdardır”(Lokman:16) buyurulmuştur.
C) İbadet, İhlas ve Sabır Öğretilmelidir: Hz. Lokman (as) oğluna ibadet, ihlas, iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak ve sabrı öğretmektedir. Bu husus şu şekilde haber verilmektedir: “Oğulcağızım!.. Namazı dosdoğru kıl!.. İyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış. Sana (bu emir ve nehiy sebebiyle) isabet eden her şeye katlan. Çünkü bunlar kat’i sûrette farz edilen umurdandır” (Lokman:17)
Bataklığı kurutacak “ilâç”la tebliğine başladı:
“Ey insanlar! Lâ ilâhe illâllah deyin ve kurtulun”
Hepsi bu kadar… Kısa ve sade… Anlaşılır…
Diğer kavimler gibi, Resulullah (a.s.)’ın muhatapları da Lâ ilâhe illâllah’ın ne mânâya geldiklerini biliyorlardı. Çünkü; hiçbir zaman Lâ ilâhe illâllah ne manaya gelir? Biz bilmeyiz demediler. Belliydi ki Peygamberleri kendilerinden çok şey istemişti. Cümle kısaydı ama mana uzun ve ağırdı.
Lâ ilâhe illâllah çağrısına uymakla tapınılan tüm ilahlar ret edilecekti. Bu ilahlar; taştan ya da tahtadan olacağı gibi acıkınca yedikleri helvadan da olabilirdi. Tabi ki ilah kavramı ya da ilah anlayışı illa da somut varlık olacak değildi. Bu ilah “Nefis” olabileceği gibi kendisinden medet bekledikleri “ölü” de olabilirdi.
Sonuç:
1. Lâ ilâhe illâllah; hiç bir zaman “Allah’tan başka yaratıcı yoktur” olarak algılanmamıştır.
2. Lâ ilâhe illâllah’ın insanlardan ne tür sorumluluk istediğinin farkındaydılar.
3. Lâ ilâhe illâllah; söyleminin pratiğe yansıyacağının da farkındaydılar.
4. Diğer kavimler gibi bunlar da amellerine geçiremeyeceklerini/geçirmeyeceklerini bildikleri için Kelime-i Tevhidi benimsemediler ve haliyle de dille söyleme gereğini bile duymadılar.
Resulullah (s.a.v.); Aynı sıcak daveti ölüm döşeğindeki amcasına da yapmıştı: “Amcacığım! Gel Lâ ilâhe illâllah de.”
Amcasından beklenen; “-Tamam yeğenim, madem o kadar çok istiyorsun, madem benim Lâ ilâhe illâllah deyişim seni çok sevindirecek, işte söylüyorum …Artık rahatla…” İdi… Fakat amcası da biliyordu ki Lâ ilâhe illâllah derken o ana kadarki geçmişine sünger çekip farklı bir dine girecekti.
Yoksa sadece o sözü dille söylemek cennete girmek için yeterli olsaydı, niçin söylemesin ki? Ve söylemedi.
Kısaca özetlersek; “Allah’tan başka ilah yoktur” derken ilah anlayışı hiçbir zaman “yaratıcı” olarak algılanmamıştır.
…………………
2-Lâ İlâhe İllâllah Derken Ne Tür İlahları Red Ediyoruz
Gel gelelim Lâ ilâhe illâllah derken ne tür ilahları red ettiğimize;
Evet… Lâ ilâhe illâllah derken farkında olmadan;
“Allah’dan başka ibadet edilecek, tapılacak, çekinilecek, korkulacak, bel bağlanılacak, el açıp yalvarılacak, dua ve yalvarışlara cevap verip gereğini yerine getirecek, sığınılacak, yerde ve gökte hüküm koyacak, mükâfat ve ceza verecek, sıkıntılara cevap verecek bir ilah yoktur” diyoruz.
Belki de günde yüzlerce Lâ ilâhe illâllah deyip adını ilah koymadığımız nice ilahları ret ediyoruz, hem de her defasında Allahû Teala’yı şahit tutarak…
Lâ ilâhe illâllah;
“Senden başkasına dua edilen ve dualara icabet eden hiçbir ilah yoktur”
İlahlığın vasıflarından biri; “Kendisine dua edilen ve dualara icabet eden”dir.
Bakıyoruz;
“Kullarım beni sana soracak olursa, işte ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına cevap veririm.” (Bakara: 2/186)
“Rabbiniz (şöyle) buyurdu: Bana dua edin size icabet edeyim.” (Mü’min: 40/60)
Allahû Teala tüm duaların, dileklerin, övgülerin kendisinde toplanmasını ister. Hem de hiçbir aracı kabul etmeden. Kul ve Allah… Kul ellerini açıp dua ederek ne sıkıntısı varsa Allahû Teala’ya havale edecek…Çünkü o kul bilir ki Allahû Teala insanlara şah damarlarından daha yakın, insanları her zaman, her mekanda arada hiç bir perde olmadan görür ve işitir.
Şimdi kalkıp da sıkıntımızın giderilmesi için bir şeyhe, ya da bir “Hazretlerin kabrine” gidip ellerimizi açıp duada bulunursak o şeyhi ya da kabirdeki şahsı kendimize ilah etmiş olur muyuz olmaz mıyız?
Çünkü Allahû Teala; dualara sadece ben icabet ederim derken biz de kalkıp “O şeyh de icabet eder, kabirdeki hazretleri de icabet eder” dersek ilahlık vasfını o şeyhe ya da ölüye vermiş oluruz. Allah (c.c.) ile beraber yeni bir ilah edinmiş oluruz.(Allah muhafaza)
Her ne kadar da dilimizle o şeyh bizim ilahımız demesek de yaptığımız o iş ikinci bir ilahın varlığını anlatır… Dille söylemesekte…
Allahû Teala sahte ilahlara meydan okurcasına “Allahı bırakıp da yalvardıklarınız, bir araya gelseler bile bir sineği bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu da geri alamazlar. İsteyen de aciz, kendisinden istenen de!” (Hacc: 22/73) diyor.
“Lâ ilâhe illâllah” Allah’tan başka kanun koyan olmaz.O göklere ve yerlere hakimdir.
İnsanları yaratan ilah, insanların yeryüzünde ne tür kanunlarla mutlu yaşayacaklarını da bilir. Ve insanların fıtratına uygun kanunlar koyar ve koyacağı kanunda adam kayırma olmaz. Tüm insanlar aynı kanunlara muhataptır.
“Andolsun biz peygamberimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberinde (Allah’ın hükümlerini bildiren) kitap ve adaleti indirdik ki insanlar adaletle ayakta dursunlar.” (Hadid: 57/25)
“Bilesiniz ki, yaratmak ta emretmek de O’na mahsustur.” (A’raf: 7/54)
Emir sahibi O’dur. Yani karar vermek, bu böyle olmalı veya olmamalı, şu sevaptır şu da günah ve yanlıştır, bu güzeldir bu da çirkindir, şu serbesttir, şu da yasaktır gibi her şeyi belirlemek O’nun hakkıdır. Çünkü O, yaratıcıdır. Gökleri ve yeri yaratan O’dur. İnsanı yaratan O’dur. Ve insana düşünen bir aklı, idrak eden duyuları ve sayısız nimetleri veren O’dur. Ve haliyle de kanun koymak da O’nun hakkıdır.[4]
Şu anda karşımızda iki ayrı kanun var. İlahî kanun ve beşerî kanun. Bu iki ayrı kanunun kıyasını yapmadan önce kanun koyacak yetkilinin ne tür vasıflara sahip olması gerektiğine bir bakalım.
İlah Olmanın Vasıfları
“Deki; siz mi daha çok biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” (Bakara: 2/140)
“Hüküm ancak Allah’a aittir. O da kendinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir.” (Yusuf: 12/40)
“Hüküm O’nundur ve siz ancak ona döndürüleceksiniz.” (Kasas: 28/88)
“Yoksa onlar cahiliyet idaresini mi arıyorlar? İyi bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel kim vardır.” (Maide: 5/50)
İlahî sistem/kanun ile beşerî sistem/kanunun kıyasına geçebiliriz artık. Görelim bakalım insanın fıtratına ilahî kanun mu güzel hitap ediyor yoksa beşerî sistem mi?
İlahî sistem; kişinin toplumda ahlaklı yaşamasını isteyerek fıtratına uygun tavsiyelerde/emirlerde bulunur ve o kişiye;
a) “… ve yalan söylemekten de kaçının” (Hacc: 22/30) der ve yine kişinin malını da korumak için, mal emniyeti için; hırsızlığı önlemek için;
b) “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin” der. (Nisa: 4/29)
Yuvaların dağılmaması için beşerî sistemin bir çok alanlarda serbest bıraktığı, hatta kendisinin insanlara teşvik ettiği şeytanî oyun olan kumarın kötülüğünü anlatır ve sonra yasaklar.
c) “Ey iman edenler, şarap (içki), kumar, putlar ve fal okları şeytanın pis işlerindendir. Artık bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide: 5/90)
“Muhakkak ki şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin bırakmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?” (Maide: 5/91)
Yine ilahî sistem; Alkolün insan fıtratına ters olduğunu, uyuşmadığını, huzur bozduğunu, yuva yıktığını ve birçok zararlar verdiğini bildiği için bir önceki ayette geçtiği gibi yasaklar.
İlahî sistem; insanların tembelliğe alışıp haksız kazanç yapmamasını emreder. Çoğumuz da şahitiz ki elini faize uzatan nice eller, kollarını alamamış, ocaklar sönmüş, iflaslar baş göstermiş, borçtan dolayı intihar vakaları artmıştır. İşte ilahî sistem yine kişinin maddî ve maneviyatını düşünerek;
“İnsanların malları arasında artış göstersin diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz.” (Rum: 30/39) diyerek faizi yasaklar.
Yine ilahî sistem yani İslam; kişinin namusunu düşünerek, toplumda namuslu ve ahlâklı bir şekilde yaşanabilmesi için kişiyi fuhşa sürükleyen tüm kanalları tıkayıp yasaklama getirir.
“Zinaya yaklaşmayın. O cidden hayasızlıktır, kötü bir yoldur.” (İsra: 17/32)
“Mü’min erkeklere söyle; “Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini de korusunlar, böylesi onlar için daha temizdir.”
“Mü’min kadınlara da söyle; Gözlerini (haramdan) sakınsınlar. Mahrem yerlerini korusunlar, dışarıda kendiliğinden görünen kısmı hariç, süslerini göstermesinler…” (Nur: 24/30-31)
İlahî sistem insanların namusunu düşünerek böyle güzel tavsiye ve emirler buyururken beşerî sistem tam tersini yaparak kişinin ve toplumun hayasını rafa kaldıracak programlar hazırlarlar.
Güzellik yarışmalarıyla, reklamlarda ürün tanıtımlarıyla, Tv dizileriyle, ahlâksız filmleriyle, çirkef basın ve yayın yoluyla ahlâkı bozarak insanları bedenî zinaya teşvik için zina evleri açarlar. İlahî sistemin yasakları beşerî sistemde serbesttir.
Kısaca özetlersek;
• İlahî sistemde içki yasak – Beşerî sistemde içki serbest • İlahî sistemde kumar yasak – Beşerî sistemde kumar serbest
• İlahî sistemde zina yasak -Beşerî sistemde zina serbest • İlahî sistemde faiz yasak- Beşerî sistemde faiz serbest
• İlahî sistem rüşveti yasaklar- Beşerî sistem rüşveti teşvik etmeye zorlar.
• İlahî sistemde adalet söz konusudur. – Beşerî sistemlerde güçlü olanlar- parası olanlar kazanır.
• İlahî sistem kişinin ahiretini düşünerek tavsiyelerde bulunur. Maneviyat ağırlıklıdır. – Beşerî sistemde ise tamamen dünyadır. Ahiret mevzu bahis değildir.
– Beşerî sistem değişkendir. Dünün ceza kanunu, bugün çok komik duruma düşebildiği için sürekli değişken olup muhatabı sınırlıdır.
İlahî sistemle beşerî sistemi kısaca tanıdıktan sonra artık çok rahat bir şekilde şöyle diyebiliriz;
İlahî sistemi benimseyen bir şahsın ilahı Allah; Beşerî sistemi benimseyen bir şahsın ilahı ise kanunları hazırlayan ve sistemdir.
Şimdi;
Lâ ilâhe illâllah diyen bir insan tüm beşerî sistemleri ret ediyor, kabul etmiyor. Lâ ilâhe illâllah demekle yerde ve gökte hakim ancak ve ancak Allah’dır diyor. Kanunları Allah belirler ve bunu da Kur’an ve Sünnette belirtmiştir diyor. Yine Lâ ilâhe illâllah diyen bir insan İslam dinini benimsemiş oluyor. İslam dinini benimsemekle de haliyle ilahî kanunları kabullenmiş oluyor.
Sonuç olarak;
Beşerî sistemi benimseyen bir insan günde bir milyon kere de Lâ ilâhe illâllah dese, bir milyon rekat namaz da kılsa, her sene hacca da gitse, yüzlerce cami yaptırıp hatimler de indirse, kurbanlar da kesse ve kestirse, her cenaze töreninde de bulunsa, 365 gün oruç da tutsa, günde bin kere Kur’an’ı öpüp başına da koysa; O şahıs için Lâ ilâhe illâllah demenin hiç bir faydası yoktur. Çünkü o şahıs ikinci bir ilâhı benimsemiştir. Adına ilah demese bile.
Allahû Teala ikinci bir ilahı kabul etmez. Kendisine ikinci bir ilah edineni hiç bağışlamayacağını Kur’an’ın çeşitli surelerinde bildirir.
“Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Ondan başkasını da dilediğine bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.” (Nisa: 4/48)
Allah (c.c.) ile beraber ikinci bir ilahı benimsemek, Allah’a ortak koşmak (şirk) anlamına gelir. Tabi bu da Allahû Teala’ya hem iftira hem de büyük hakaret olur.
Neden Allah’a şirk koşmak affedilmiyor da diğer günahlar affediliyor?[5]
– Yine soralım bakalım;
– İnsanları yoktan kim var etti? – Allah (c.c.) – İnsanlara göz, kulak, akıl ve cinsiyeti kim verdi? – Allah (c.c.)
– İnsanların rızıklanmaları için gökten yağmuru kim indirdi? – Allah (c.c.)
Yine insanların rızıklanmaları için sebze ve meyveleri topraktan kim bitirdi? – Allah (c.c.)
İnsanların çalışabilmesi ve ısınabilmesi için Güneşi yarattı? – Allah (c.c.)
İnsanların gıdalanması için eti yenilen hayvanları; yük taşımak için katır, eşek, at ve deveyi kim yarattı? – Allah (c.c.)
Taze balık yememiz için denizi adeta buzdolabına kim çevirdi? – Allah (c.c.)
Gece dinlenilmesi için güneşi kim sakladı? – Allah (c.c.)
İnsanların rahatça yaşayabilmesi için “his”lerle[6] kim donattı? – Allah (c.c.)
İnsanlara “ilmi” kim verdi? – Allah (c.c.) İnsanların fıtratını kim iyi bilir? – Allah (c.c.)
İnsanları bu kadar güzel nimetlerle donatan Allahû Teala’ya ikinci bir ortak tercih etmek, Allah’a (c.c.) yapılacak en büyük iftira ve haksızlık[7] olur mu olmaz mı?
* “Allah’dan başka ilah yoktur” hiçbir zaman “Allah’tan başka yaratıcı yoktur” olarak algılanmamalıdır.
* Sadece dil ile kelime-i şehâdet getirmek dişlisi olmayan cennet anahtarıdır. Dişlisi olmayan anahtar hiçbir kapıyı açmaz. Kelime-i şehâdetle cennete girebilmek için kelime-i şehâdetin şartlarını yerine getirmek lazım.[8]
* Kelime-i şehâdetin hakkı verildiğinde, şartları yerine getirildiğinde anahtar “dişli” olmuş olur. İşte o zaman kelime-i tevhid anahtarı cennetin kapısını açar.
Kelime-i Tevhidin Şartları:
“Kim Lâ ilâhe illâllah’ın mânâsını bilerek ölürse cennete girer.” [Müslim, İman: 10.]
Şuursuz-bilinçsiz bilgi hiçbir şeye yaramaz. “Yüzme” bilgisini pratiğe geçirmeyen vatandaş boğulur. Aldığı ilaçları kullanmayan hasta zor duruma düşer. Bileti olmasına rağmen uçağa binmeyen yolcu gitmek istediği yere gidemez.
Peki nasıl olur bu kelime-i tevhidin pratiği?
Kelime-i tevhidin pratiğini tek başlık halinde toplamak mümkündür. Allah’a (c.c.) topyekün kul olabilmek…
– Her alanda Allah’a (c.c.) kul olabilmek. – Sadece O’na güvenip bel bağlamak.- O’nun tavsiye ve emir ve yasaklarını benimseyip yaşamak. – O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak. – Sadece ve sadece O’nun hakimiyetine inanmak…
Kelime-i Tevhidi Bozan Durumlar
– Hakimiyetin Allah’a ait olduğuna iman ettikten sonra Allah’ın haram dediği bir şeye;
Kardeşim o, o zamandı. Şimdi devir değişti… diyerek helal görme olayı kişiyi kelime-i tevhidden uzaklaştırır.
– Yine Allah-û Teâlâ’nın helal dediği bir şeyi kendisine ya da başkasına haram kılmak…
– Allah’ın koymuş olduğu hükümlere ek bir hüküm koymak. – Allah’ın kanunlarından gayrı bir kanundan razı olup hoşnut olmak.
– Lailahe illallahı bozan şeylerden bir tanesi de Allah’ın düşmanlarını dost edinmektir.
Allah’ın kesinlikle razı olmadığı şeyleri hoş görüp kabullenmek, razı olduklarını da beğenmemek Kelime-i şehâdet’ten uzaklaştırıp cehenneme yaklaştırır:
Bugün bir çok evin duvarına Kur’an’ların hapsedilmiş olduğunu görürüz.
Yirmi dört saat sorumlu olduğumuz, bizlere nasıl mesaj vereceğini anlayarak okuyup yaşayacağımız (Arapçasını anlayamıyorsak; yani Arapça bilmiyorsak mutlaka mealinden okuyacağız, çünkü reçeteye yazılan ilaçları eczaneden temin etmezsek günde yüzlerce defada reçeteyi okusak ya da okutsak hiçbir zaman yaramıza merhem olmaz. Ya da kullanma kılavuzunu okuyup ilacı kullanmazsak kendi ellerimizle kendimizi ölümün kucağına itmiş olacağız.)
Bir cevap bırakın