Kendisi iman edip de nefsi iman etmeyen bir insan cennete gider mi?
Soru
Hocam selamün aleyküm. benim sorum kendisi iman eden ama nefsi iman etmeyen kişi? bunun hükmü nedir. bu kişilerin durumu hakkında detaylı açıklama yazar mısınız saygılarımla.
Cevap ( 1 )
Vealeykümselam verahmetüllah Önder kardeşim… Muhterem kardeşim önce nefisle ilgili tarifleri verelim daha sonra ise sualinize cevap vermeye çalışalım…
NEFS (Nefis)
Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Her nefs, ölümü tadıcıdır. (Âl-i İmrân sûresi: 185)
2. İnsanın kendisi, kişi, beden.
İnsan ben deyince, nefsini göstermektedir. (İmâm-ı Rabbânî)
3. Hakîkat, cevher, asıl, öz. İnsanda ve cinde şer, kötülük kuvveti. Şerîate yâni dîne uymayan isteklerin kaynağı. Buna nefs-i emmâre de denir.
Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
Cenâb-ı Hakk’ın huzûrundan korkup, nefsini (gayr-i meşrû) nefsânî arzularından (hevâ ve isteklerden) men eden kimsenin varacakları yer muhakkak Cennet’tir. (Nâziât sûresi: 40)
Nefsine düşmanlık et! Çünkü o, benim düşmanımdır. (Hadîs-i kudsî-Mektûbât-ı Rabbânî)
Akıllılığın alâmeti; nefse gâlib ve hâkim olmak ve öldükten sonra lâzım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alâmeti; nefse uyup, Allah’tan af, merhâmet beklemektir. (Hadîs-i şerîf-Berîka)
Nefsini azîz eden dînini yıkar. Nefsini zelîl eden kimse dînini azîz eder. (Mücâhid bin Cebr)
Nefsin yaratılması, insanların yaşaması, üremesi ve dünyâ için çalışmaları içindir. Allahü teâlâ nefsi böyle nice faydalar için yarattı. Fakat bütün insanlara merhamet ederek, acıyarak, nefse uymağı frenlemeleri, ona hâkim olup, zararlarını önlemeleri için insanlarda akıl da yarattı. (Şerefeddîn Yahyâ Münîrî)
Nefse uymaktan kurtulmak, dünyâ nîmetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefs, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür. (Ebû Bekr Tâmistânî)
Nefse, günâhlardan kaçmak, ibâdet yapmaktan daha güç gelir. Onun için günahtan kaçman daha sevâbdır. (İmâm-ı Rabbânî)
“Yâ Rabbî! Nefsimi bana musallat kılma! Ona karşı beni yardımsız, yalnız bırakma! Nefsim bana acımıyor. Bana sen merhamet eyle!
Ey nefsim! İsteklerini hiç unutmuyorsun. Fakat kulluk vazifelerini yapmaya hiç istekli değilsin. Ey nefsim! Hesâba çekileceğin kıyâmet gününde hâlinin ne olacağından hiç korkmuyorsun. Geçici olanı, ebedî ve sonsuz nîmetlere tercih ediyorsun.
Ey nefsim! Hiç amelin olmadan, çalışmadan âhirette rahata kavuşmak istersin. Uzun uzun arzu ve isteklerin peşine düşüp, tövbeyi devamlı sonraya atıp geciktiriyorsun.” (Avn bin Abdullah)
Allah yolunda nefsi ile yürümek isteyen daha ilk adımında hatâ etmiş demektir. Nefsini terkedip de ihlâs ile her şeyde Allahü teâlânın rızâsını düşünerek yola çıkarsa, Allahü teâlâ ona kendisine kavuşturacak rehberi tanıtır. (Ali Müzeyyen)
Nefis düşmandır. Düşman sözüyle hareket etmek akıl işi değildir. (Ali Hâfız)
Mahlûkâtın en ahmağı nefstir. Çünkü dâimâ kendi aleyhine olan şeyleri ister. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
“İslam alimleri “nefsini ilah edinen kimseyi gördün mü?” ayet-i kerimesini şu şekilde izah etmişlerdir:
“Hevasını (nefsanî arzularını) kendisine ilah edinen kimseyi gördün mü? O halde (vazîfen sadece tebliğ iken) onun üzerine sen mi vekîl olacaksın?” (Furkan, 43)
İmam Kurtubi Hazretleri ise bu ayeti şu şekilde açıklamıştır:
“Heva ve hevesini ilah edinen kimseyi gördün mü?” buyruğu ile yüce Allah, onların, kalplerinde şirki muhafaza etmelerine rağmen ve onun üzerinde ısrar etmelerinin hayret edilecek bir hal olduğunu peygamberine bildirmektedir. Bununla birlikte onlardan herhangi bir kimse, herhangi bir delil olmaksızın bir taşa yönelip, ibadet edebiliyordu.
el-Kelbi ve başkaları dediler ki: Araplardan herhangi bir kimse bir şeyi heva ve hevesiyle sevip ona bağlandı mı Allah’tan başka ona ibadet ederdi. Ondan daha güzelini buldu mu bu sefer birincisini terk eder, daha güzel olanına tapınırdı.
Buna göre buyruk; “Heva ve hevesi ile ilahını edinen kimseyi gördün mü?” anlamındadır.
İbn Abbas dedi ki: Heva Allah’tan başka kendisine ibadet olunan bir ilahtır, sonra da bu ayet-i kerime’yi okudu.
“Heva ve hevesini ilah edinen kimse” buyruğunun heva ve hevesine (nefsin arzu ve isteklerine) itaat eden kimse, anlamında olduğu da söylenmiştir. el-Hasen’den rivayete göre; o neyi severse, mutlaka ona tabi olan kimse, diye açıkladığı nakledilmiştir ki, anlam birdir.
“O kimseye sen mi vekil olacaksın?” Onu imana geri döndürüp bu fesattan çıkartıncaya kadar onu koruyacak ve ona kefil olacak sen misin? Yani hidayet ve sapıklık senin iradene havale edilmiş, bırakılmış değildir. Sana düşen ancak tebliğdir. Bu ifade Kaderiye’nin kanaatlerini de reddetmektedir. (İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruç Yayınları: 12/554-555)
Ebu Muhammed ise şu şekilde izah etmiştir:
“Ey Muhammed (asm), şehvani arzularına taparak onu kendisine ilah edinen kimseyi görmez misin? Bu haliyle onu sen mi himaye edeceksin? Onun vekili sen mi olacaksın? Yoksa sen, bunların çoğunun, kendilerine okunan ayetleri işittiklerini ve Allah’ı gösteren delilleri düşündüklerini mi sanırsın? Hayır, bunlar, düşünmeyen, idrak etmeyen, hayvanlar gibidirler. Hatta tuttukları yol bakımından hayvanlardan da sapıktırlar. Zira hayvanlar otlaklarını bilirler, sahiplerine boyun eğerler. Bu kafirler ise rablerine itaat etmezler, kendilerine verdiği nimetlere şükretmezler. Bilakis nankörlük ederler.” (Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 6/186)
Zaman zaman her insan nefsine uyar ve nefsin isteklerini yapar, günaha meyleder yahut günah işler. Ancak kul hatasını bilip, hatasını kabul edip, tevbe ettiği takdirde Cenab-ı Hak kulunu affeder, tevbesini kabul eder. Nitekim ayet-i kerimede “Ancak tevbe edip iman ederek Salih amel işleyenler müstesna: işte onlar hiçbir zulme uğratılmadan cennete gireceklerdir.” (Meryem, 60) buyrulmaktadır.
Peygamber Efendimiz de hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
“Her ademoğlu çok hata işler. Hata işleyenlerin de en hayırlısı tevbe edenler (nâdim olarak hatasından dönenler) dir.” (Tirmizî)
Ayette ki “nefsini ilah edinen kimseleri gördün mü?” ibaresinden maksadın; kusurlarını kabul etmeyen, nefsinin her dediğini yapan nefsi firavunlaşmış, nefsinin istek ve arzularını adeta ibadet haline getirmiş insanlar ve cahiliye devrinde puta ve taşlara tapan kafirler olduğu alimler tarafından tefsirlerde açıklanmıştır. Yine Cenab-ı Hakk’ın peygamber gönderdiği halde ısrarla küfür yolunda giden müşrikler de bu ayette zikredilmiş ve “Allah’a şirk koşanlar, nefsini ilah edinenler” olarak ayet-i kerimede bildirilmiştir.
Yoksa nefsinin kusurlarını görüp, nefsini kusurlu bilenler ve tevbe edenler Allah’ın izniyle affolunurlar. “ Tevbe eden, günah işlememiş gibi olur.” (Berîka) hadis-i şerifindeki müjdeye mazhar olur.
İşte nefis hakkında söylenenler bunlardır. Dikkat edilirse sürekli nefsinin, arzularının peşinde koşan kişinin nefsini kendisine ilah edindiğini görüyoruz.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Kişi ben iman ettim ama nefsim iman etmiyor demesi mümkün değildir. İman kalble tasdik, dil ile ikrardır. Kalbi imanı tasdik ediyor ve dili ile de imanı tasdik ediyorsa bu kimse Müslümandır. Şayet İman ettiği halde nefsine yenik düşer haramlara dalarsa bu onun imanının zayıflığından kaynaklanmış olur. Haram işlerken haramın günah olduğunu düşünür üzülürse, yaptıklarına pişman olursa bu kişi yine günahkar Müslümandır… Şayet işlediği günahlardan dolayı hiç üzülmüyorsa, hiç pişmanlık duymuyorsa o zaman Haramları helal gördüğü için, haramları helal kabul ettiği için müşriktir… İman gitmiştir. Ebedi cehennemliktir… Allahu Teala cc.’ya emanet olunuz…