Organ Nakli Caiz mi?
Soru
Ölen kimse ölmeden önce organlarını bir başkasına bağışlaması Caiz midir?
Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi girin. E-posta yoluyla bir bağlantı alacaksınız ve yeni bir şifre oluşturacaksınız.
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit.Morbi adipiscing gravdio, sit amet suscipit risus ultrices eu.Fusce viverra neque at purus laoreet consequa.Vivamus vulputate posuere nisl quis consequat.
Cevap ( 1 )
İNSANIN ORGANLARININ HİBE EDİLMESİ
SORU : Mektubunuzda.- «— Televizyonda 24.Mart.1983 tarihinde, İnanç dünyası programı vardı. Diyanet İşleri Başkanı Sayan Tayyar Altıkulaç; organ nakli konusunda hiçbir muteber kaynakta hüküm olmadığını söyledi. Daha sonra bütün organlarını (uzuvlarını) besmele çekerek, «Hibe» ettiğine dair kağıdı imzaladı. Diyanet İşleri Başkanı’nın bu tutumu bana garip geldi. Sebebi şu: «— Kur’an ve Sünnette bu hususta hiçbir hüküm yoktur. Din İşleri Yüksek Kurulumuz insan uzuvlarının hibe edilmesinde hiçbir mahzur olmadığını söyledi» diyor. Bu ifade yeni bir ictihad gibi gündeme getirildi. Bu hususta bilgi verir misiniz?» diyorsunuz.
CEVAP: İmam-ı Muhammed (Rh.A.) «Siyer-i Kebir» isimli eserinde tedavi üzerinde dururken şunları zikretmektedir: «— İnsanın vücûdu; hayatta olduğu gibi ölümünden sonra da hürmete lâyıktır. Onun için; onunla (Ölünün vücuduyla) tedavi olmak caiz değildir. Peygamber (SAV) şöyle buyurun «— Ölünün kemiğini kırmak, canimin kemiğini kırmak gibidir.» (1) Bu ifadelere dikkat edilirse; ölümünden sonrâ dahi, insanın vücûdunun önemi kavranır. Nitekim Molla Hüsrev: «— İnsanın cüzlerinden herhangi bir şeyin; hakir, önemsiz ve ıor kılınması caiz olmaz. İnsanın kılının satılması caiz olmadığı gibi, sndan faydalanmak da caiz olmaz» (2) hükmünü zikreder. Bahsin devamında, «insanın muhterem olduğunu, ticari bir mal gibi görüüp, alış-verişe konu hale getirilmesinin» vehametinden bahseder.
Diyanet İşleri Başkanının, «— Sünnette bu hususta hiçbir bilgi yoktur» demesi, garip bir iddia!.. Çünkü sünnetin tamamını ihata edebilen bir kimseyi tanımıyoruz. Kaldı ki: «— ölünün kemiğini kırmak, canlının kemiğini kırmak gibidir» Hadis-i Şerifi konuyla ilgilidir. Eğer konu; «— Haramla tedavi» noktasından ele ahnacaksa durum farklılaşır. Çünkü haramla tedavinin caiz olduğunu beyan eden ulema: «— Helâl herhangi bir madde ile tedavi imkanının bulunmadığının sabit olması ve haram olan maddede şifa bulunduğunun bilinmesi» (3) şartını öne sürmüştür. Zira ancak bu noktadan itibaren; «Zarûret’in» gündeme gireceği, kabul edilmiştir.
«Allahü Teala (CC) haramda şifa yaratmamıştır» hadisinin zahirini esas alan ulemanın varlığı da sabittir. Bu alimlere göre; haramla tedavi hiçbir hal ve şart altında’caiz olmaz
Şimdi «Hibe kavramı» üzerinde duralım. Lügat manası: «— Teberru, yardım ve kabul eden kimseye faydası olan bir mal ile ihsanda bulunmaktır.»
İslâmi ıstılahta: «— Herhangi helâl olan bir malı karşılıksız olarak bir başkasına mülk edindirmeye hibe denilir» (4) şeklinde tarif edilmiştir. Resûl-i Ekrem (SAV) ‘in: «— Hibe ancak malı teslim almakla caiz olur» (5) buyurduğu bilinmektedir. Nitekim Mecelle’de: «Hibe icap ve kabul ile mü’akid ve kabz (Malı teslim almak) ile tamam olur» (6) hükmü kayıtlıdır. Kati delillerle sabittir ki hibe; ancak mal hususunda geçerlidir. Şimdi şu suale cevap bulmak mecburiyetindeyiz: «— İnsan vücûdunun organları mal mıdır?» Demek ki, «Hibe» kavramının kullanılması oldukça yanlış!.. Çünkü hibe edilebilen her mal; alış-verişe de, konu olabilir.
Bu noktada: «— Efendim, Diyanet İşleri Başkanı’nın bütün bunlardan haberi yok mu?» denilebilir. Bu suale «Müsbet» veya «Menfi» bir cevap vermek mümkün değil!.. Esasen konuyu «— İnsan organlarının hibe edilmesi» şeklinde değil de, «Haramla tedavi» şeklinde gündeme getirseydi, farklı noktalar üzerinde durmak mümkün olurdu.
Sonuç olarak; insan vücûdunun her uzvu muhteremdir, ölümünden sonra da; «Hibe edilmesi» söz konusu olmaz, olamaz. Çünkü mal hükmünde değildir.
(1) İmam-ı Muhammed–Siyer-i Kebir (İslâm Devletler Hukuku) İst:1980 Evs Yay.C:1 Sh: 144.
(2) Molla Hüsrev – Dürerû’l Hükkam fi Şerhi’l Gureri’l Ahkam – İst: 1307 C: 2 Sh: 172.
(3) Geniş bilgi için/İbn-i Abidin – Reddü’l Muhtar Ale’d Dürri’l Muhtar – İst: 1982 C: 1 Sh: 316-318,İmam-ı Kasani – El Bedalus Serıai fi Tertibi’ş Şerai – Beyrut: 1974 C: 1 Sh: 61
(4) Şeyh Nizamüddin ve Heyet – El Feteva-ı Hindiyye – Beyrut: 1400 C: 4 Sh: 374, İmam-ı Kasani – Ag.e. C: 6 Sh: 115. Molla Hüsrev – A.g.e. C: 2 Sh: 217-
(5) İbn-i Hümam – Fethû’l Kadir – Beyrut: 1317 C: 7 Sh: 114-
(6) A. Himmet Berki – Açıklamalı Mecelle (Mecelle-i Ahkamı Adliyye) İst: 1979 SU: 164 – Madde: 837