What is ignorance? What does a life of ignorance mean?

Question

What is the concept of ignorance? What should come to mind when we talk about a life of ignorance? I would be grateful if you could answer this question!

Answer ( 1 )

  1. CAHİLİYYE NEDİR? CAHİLİYYE HAYATI NEDİR?
    "Do they still desire the rulings of the Age of Ignorance? And who can be better at ruling than Allah for a people who have certainty?" (Surat Al-Maidah, Verse: 50)
    "Let's first focus on the word. It is an Arabic word and is called mufredi jahili(1). In the dictionary, it means "ignorance, it is the opposite of knowledge. It also includes brainlessness and stupidity. It generally includes the life before the dominance of Islam."2 As a terminology, it means "not accepting the rules and information sent down by Allah (swt) and believing in the rules, ideas and systems put in place by people."
    It is generally used in this sense in the Holy Quran. Indeed, it is stated: “Do they still desire the ruling of the pre-Islamic period? Who can be better in ruling than Allah (swt) for those who have a righteous opinion?”3
    If you pay attention, this verse explains two rulings and their nature. People will submit either to the rulings of the pre-Islamic period or to the rulings of Allah (swt). It is impossible to speak of any ruling beyond these two rulings. All systems that fail to consider the boundaries of "halal" and "haram" must be based on "ignorant capital." All educational systems that fail to educate people according to the religion of Allah (swt) are also in a state of "ignorant education."
    A hadith narrated by Jabir ibn Zayd in the Sunan Nasa'i, "Tafsir al-Hijra", sheds light on our issue. We know that Ibn Abbas (ra) explained that Medina was a place of polytheism before the Hijra and that he pledged the allegiance of Aqaba. (4)
    If we take into consideration the statement of Imam Sarakhsi, while explaining the situation of Mecca before the migration, “Mecca was a city where the rules of Islam were not applied.”(5), it becomes easier for us to understand that the opposite of ignorance is Islam.
    The concept of ignorance is a concept that includes all kinds of beliefs and practical elements that are not based on truth and reality.
    Now, let's focus on the laws of the pre-Islamic period. Why don't we just say "the justice and legal system of the pre-Islamic period"? The subtlety here is this: The words "justice" and "law" are Islamic terminology.
    Justice is acting in accordance with the commands of Allah (swt). A Muslim who abides by this is called a just person, and a Muslim who does not abides by it is called a sinner.
    Law is the plural form of the word right and its literal meaning is the opposite of wrong.
    The concept of law is not an Islamic term. The laws of the pre-Islamic period were merely rules derived from false sharia.
    During the Age of Ignorance, there was no legal system based on written text among the Arabs who lived either as nomads or as civilized people.
    During this period, various laws were in effect throughout the Arabian Peninsula. In the Yemen region, laws were limited to the decrees of the rulers (6). In the north, around Syria and Palestine, Roman law was applied (7). In the eastern and northeastern regions, Sassanid law, influenced by the Zoroastrian religion, existed. On the other hand, Christians in this region based their human relations on church customs and traditions mixed with Roman law. As for the Hejaz region, Jews in this region acted according to the provisions of the Torah and its commentary on the Talmud, while Arabs who were in conflict with them adhered to Jewish law (8). Unwritten and unstructured, the laws of the pre-Islamic period were based on customs and traditions inherited from their ancestors (9). Indeed, the legal sanctions of the Meccan city-state were not written down.
    Abu Ja'fari al-Tahāwī pointed out a subtlety by saying, "If an inheritance was distributed in accordance with Islamic rules in the pre-Islamic period, or if a person who committed theft was punished in the same way in accordance with Islamic principles, these cannot be included in Islamic rules, even if they are the same in nature. Because their legislative sources are different." (18) Therefore, we cannot consider the laws enacted by the assemblies formed according to the principle that "sovereignty belongs unconditionally to the nation" as an Islamic rule. The concept of ignorance must be evaluated within this context." (Y. Kerimoğlu, K- Concepts, Article on ignorance)

    CAHİLİYYE HÜKMÜNÜ MÜ İSTİYORLAR?

    “Yoksa istedikleri, cahiliyye düzeni midir? Kesin inançlılara göre Allah’ın düzeninden, Allah’ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç?” (Maide:50)

    Cahiliyyenin anlamı bu ayette belirgin bir biçimde ortaya konuluyor. Cahiliyye -Allah’ın belirttiği, Kur’an’da ifade edildiği üzere- insanların insanlar için hüküm belirlemesi, insanın insana köle kılınması, Allah’a kulluğun bırakılması, Allah’ın ilahlığının reddedilmesi ve de buna karşılık, kimi insanların ilah kabul edilmesi ve -Allah’a değil- onlara tapılmasıdır.

    Olaya bu ayetin ışığında baktığımızda, cahiliyyenin tarihsel bir süreçten ibaret olmadığını görüyoruz.
    Cahiliyye, bir olgudur. Geçmişte yaşanmış olan bu olguyla, bugün de yarın da yine karşılaşılacaktır.
    Cahiliyyenin niteliği, İslâm la çelişme, İslâm`a karşı olmadır.

    Nerede ve hangi zamanda olursa olsun eğer insanlar, tek bir konuda bile ödün vermeksizin Allah’ın şeriatına göre hükmediyorlarsa, bu şeriatı benimsiyorlar ve ona gerçek anlamda teslim oluyorlarsa, Allah’ın dinine mensup olmuş demektirler.
    Yok eğer, beşer aklının ürünü olan bir şeriat, bir öğretiye göre hüküm veriyorlarsa -hangi şekilde olursa olsun- söz konusu öğretiyi benimsiyorlarsa, onlar cahiliyye sınıfındadırlar.

    Onlar, öğretisi doğrultusunda hüküm verdikleri kişinin dinini benimsemiş durumdadırlar, Allah’ın dinini değil! Allah’ın hükmünü istemeyen, cahiliyye hükmünü istiyor demektir. Allah’ın şeriatını reddeden, cahiliyye düzenini kabul ediyor, cahiliyyeyi yaşıyor demektir.
    Bu, yolların ayrılış noktasıdır. Allah bu noktada, insanlardan iyice düşünmelerini istiyor. Gerisi insanlara kalmıştır. Diledikleri yolu seçmekte özgürdürler.
    Ardından Allah bu tür insanlara, cahiliyye düzenini istemelerinden ötürü kınayıcı bir soru yöneltmektedir. Yine bu soru, Allah’ın hükmünün daha üstün olduğunu vurgulamaya yöneliktir:
    “Kesin inançlılara göre Allah’ın düzeninden, Allah’ın verdiği hükümden daha iyisi düşünülebilir mi hiç?”
    Evet! Allah’tan daha iyi hüküm koyabilecek olan kim vardır?
    İnsanlar için Allah’ın şeriatından ve hükmünden daha iyi bir şeriat ve hüküm belirleyebileceği iddiasında bulunmaya kim kalkışabilir?

    Böylesi büyük bir iddiaya kalkıştığında, bunu hangi gerekçeyle açıklayabilir?
    Bu iddiaya kalkışan, insanları, onların yaratıcısından daha iyi tanıdığını söyleyebilir mi? İnsanlara karşı, onların rabbinden daha hoşgörülü olduğunu ileri sürebilir mi? İnsanlar için en uygun olanı, onların yararını Allah’tan daha iyi gözetiyorum diyebilir mi?
    Nihai şeriatını gönderen, son peygamberini gönderen, onu peygamberlerin sonuncusu, getirdiği mesajı kitapların sonuncusu kılan, İslâm şeriatını kıyamete dek geçerli olarak niteleyen Allah’ın durumların değişebileceğini, yeni gereksinimlerin ortaya çıkacağını, farklı koşullar söz konusu olabileceğini bilemediğini iddia edebilir mi? Bir insan, Allah tüm bunları bilemediği için şeriatında belirtmemişti, ancak bugün işte tüm bunlar bizler tarafından kavranmıştır diyebilir mi?

    Allah’ın şeriatını yaşamdan koparan, onun yerine cahiliyye şeriatını, cahiliyye hükmünü ikame eden, kendi keyfî arzusunu ya da herhangi bir halkın veya neslin keyfî arzularını Allah’ın şeriatından, Allah’ın hükmünden üstün tutan kimseler, bu tür sözler söyleme cüretini nasıl gösterebiliyorlar?
    Özellikle de kendini müslüman olarak adlandıran bir insan, bu türden sözler edebilir mi? İçinde bulunduğumuz koşullarmış. Durum çok değişmişmiş! İnsanların istememesiymiş! Düşmanlardan çekinmemiz gerekirmiş!
    Allah müslümanlardan kendi aralarında şeriatını yürürlüğe koymalarını, Kur’an doğrultusunda hayat sürmelerini, onlardan kimi insanların kendilerini indirdiği şeriatından ufacık bir noktada bile şaşırtmalarından sakınmalarını isterken, daha sonra olup bitecek herşeyi bilmiyor muydu?

    Beklenmedik gereksinimler, yenilenen koşullar ve görmezlikten gelinemeyecek durumları, Allah’ın şeriatı ihata edemeyecek denli eksikmiş! Bu nasıl iddia edilebilir? Şeriatından ödün verilmemesi için bu denli kesin bir ifade ‘ kullanan ve insanları özenle uyaran Allah, tüm bunların olacağını bilmiyor muydu?
    Bu konuda, müslüman olmayan bir kimse dilediğince konuşabilir. Ama müslüman olan ya da müslüman olduğunu iddia eden bir kimse bu türden sözler edebilirmi? Bu türden sözler edebiliyorsa onun İslâm’la artık ne ilgisi kalmıştır? Tüm bunlardan sonra, onda İslâm’ın en ufak bir izi görülebilir mi?
    Bu, tam bir yol ayrımıdır. Kişi seçimini yapmak zorundadır. Seçimini yapmışsa artık tartışmanın gereği yoktur.

    Ya İslâm, ya cahiliyye! Ya iman, ya küfür. Ya Allah’ın hükmü ya cahiliyye düzeni.
    Allah’ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermeyenler, kafirlerin, zalimlerin, fasıkların ta kendileridirler. Yönetilenlere karşı Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler, kesinlikle mümin değildirler.
    Bu meseleyi müslüman, kesin ve net bir biçimde kafasına yerleştirmelidir. Yaşadığı çağda, insanlara karşı Allah’ın hükmünü uygulama noktasında asla tereddüde düşmemelidir. Bu gerçeğin zorunlu sonucu olarak, dosta da düşmana da Allah’ın şeriatını uygulamalı ve de bunun neticesine katlanmalıdır.
    Müslüman bu meseleyi kafasına net olarak yerleştiremezse, bir türlü istikrara kavuşamayacak, kendini yöntem kargaşasının içinde bulacak, hak ile batılı birbirinden ayıramayacak, doğru yolda bir adım bile ilerleme kaydedemeyecektir… (…………)

    Buradaki ayetlerin iniş nedenlerine ilişkin çeşitli rivayetler vardır. Bunların kimisinde bu ayetlerin, Bedir savaşından sonra ortaya çıkan Benî Kaynuka sorunu, Abdullah bin Ubey bin Selûl’un tavrı ve kendisi ile yahudiler arasındaki dostluk ilişkisini, “Doğrusu ben başımı belaya sokmak istemiyorum, bu nedenle de onlarla dostluğumu kesemem” diyerek aklamaya çalışması üzerine indiği belirtilir.” (………….) Seyyit Kutup, Fizilalil Kur’an.

    CAHİLİYEDEN NE ANLAMALIYIZ?
    Cahiliye Dediğin Nedir?
    Cahiliye ‘chl’ kökünden gelen bir kelime olup Türkçe’de kullanılan ve ilk akla gelen şekliyle bilginin zıddı ‘bilinmezlik, bilgisizlik’ anlamına gelir. Çeşitli hadisi şerif ve ayetlerde İslam’dan önceki dönem cahiliye olarak isimlendirilmiştir. Kuran ve hadislerde menfi bağlamda zikredilen bu kelime özellikle modern dönemlerde kollektif Müslüman bilinci en çok meşgul eden meselelerden biri olmuştur.
    Bu kelime etrafında gelişen tartışmalar şu iki eksende yürümüştür. Birincisi; kelimenin kavram analizi ve anlam arayışı… İkincisi; cahiliyenin belli bir zaman dilimi mi yoksa bir zihniyet bir yaşam şeklini mi ifade ettiği, dolayısıyla ileride tekrar edebilen bir şey mi olduğu.

    Kelimenin kavram analizine gelince;
    Semantik yapısının birden fazla anlama müsait oluşu, anlamının sınırsız bir şekilde esnetilerek birbirinden farklı manalara çekilmesine ve kavramın her dönemde yeniden üretilmesine sebep olmuş, buna bağlı olarak çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.

    Muhtelif İddialar:
    Bir kısım bilgin; cehl kelimesinin aslında ilmin değil hilmin zıddı olduğunu cahiliye insanının haşin, hoyrat, kaba oluşlarından hareketle o döneme cahiliye dendiğini söylemiştir.
    Diğer bir gurup; cahiliyenin aslında fıkhın zıddı olduğunu ileri sürmüş ve “cahiliyede hayırlı olanınız İslam’da da hayırlıdır. Tabi eğer derin düşünceye sahip olursa[1]” hadisinden hareketle cahiliye insanının tefekkühten yoksun olduğunu iddia etmiştir.
    Başka bir gurup; cahiliyenin medeniyetin karşıtı olduğunu İslam’dan önceki kanunsuz, nizamsız bir toplumu ifade ettiğini İslam’ın cahiliye toplumunu medenileştirdiğini söylemiştir.
    Bir başkası; cahiliye döneminin sembol isimlerinden Amr bin Hişam’ın İslam’dan önceki Ebu’l-Hakem (hikmetin bilgeliğin babası ) olan lakabının Ebu Cehil (cehaletin babası ) olarak değiştirilmesine dayanarak cahiliyenin aslında hikmetin zıttı olduğunu, cahiliye devrinin de düşünce ve eylem bakımından sorgusuz ve anlamsızlığına işaret ettiğini öne sürmüştür.

    Hangisi Doğru?
    Bunlar içersinde en fazla kabul göreni cahiliyenin hilmin zıddı olduğunu iddia eden görüştür. İlk defa alman oryantalist Goldhizer’in ortaya attığı ve sonrasında sorgusuzca tasdik edilerek aktarılan bu görüş neredeyse kelimenin anlamını belirler olmuştur. Goldhizer ilgili makalesinde Arap şiiri başta olmak üzere çeşitli delillerle tezini ispat etmeye çalışsa da Arap diline vakıf olan hemen herkes Arapça kelime ve anlam zenginliğini, kelimeler arası anlam geçişlerini ve bu tarz mecazî kullanımların olduğunu bilir. Yani cehl kelimesinin zulüm anlamına geldiğini iddia eden biri de en az Goldhizer kadar Arap şiiriyle istişhad edebilir.
    Kaldı ki Kureyş’in bir kabile olarak hilm vasfı bilinen bir şeydi. Kureyş emsal kabilelere göre daha soğukkanlı siyasal aklı gelişmiş bir kabile olarak kabul edilirdi. Hatta bu gerçeğin onunla rekabet halindeki kabile şairleri tarafından teslim edildiği antik Arap şiirinde mevcuttur. Zaten Kureyş’i çevre kabilelere üstün kılan da bu olgunluk ve uyumlu karakteridir.

    Hâlbuki cehl kavramı insandaki kötü davranışların tamamını kapsayan çok geniş bir anlama sahip. Cehl kelimesini hamlettikleri bu anlamların tamamını aynı anda aksettirecek bir derinliği var. Fakat cehalet kelimesinde ayrıca bir nükte var; cehaleti bildiğimiz kötülükten ayıran şey ondaki iyilik potansiyeli ve geri dönüş imkânı. Cehalet her türlü kötülüğün kaynağıdır ama insan içinde beliren kötülük duygusunun ilk formudur. Enteresan bir şekilde insan yaptığı hatayı itiraf ederken bunu ‘cahillik ettim’ sözüyle ifade eder. Bu aslında yaptığı şeyin hata olduğunu bilmediğini ya da o yanlışı bilmeden işlediğini ifade için söylenmez, yaptığından pişman olduğunu ifade etmek ve vazgeçtiğini ilan etmek için böyle söylenir.
    Sonuç olarak cehl insanda sürekliliği olan bir vasıf değildir. Cehl yukarda zikredilen bütün menfi vasıfları muhtevi olmakla beraber az önce işaret edilen müspet anlam potansiyelini de kapsadığı için özel olarak tercih edilmiştir.

    Ayrıca cahiliye İslam öncesindeki vahyin rehberliğinden yoksunluğu yani ne yapılması, nasıl yapılması gerektiğine dair bir bilgisizliği ifade eder. Hatta kuran Hz. Peygamberi de bu kapsam içinde zikreder. “(Ey Rasûlüm), işte sana böyle emrimizden bir ruh (Kur’an) vahyettik. (Hâlbuki daha önce) sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat biz o kitabı bir nur yaptık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet vereceğiz ve muhakkak ki sen, doğru bir yola (İslâm’a) çağırıyorsun.”[2]

    Özetle cahiliyeden kasıt enformatik bilgi eksikliği değil sokratik bilgi anlayışıdır. Sokrates bilgi ile erdemi birbirine eşitler. Ona göre bilgi erdem, erdem de bilgidir. Ancak hakikati bilen ona göre eyler. Eylemi hakikatli olmayanın bilgisi de hakikatli değildir. Buna göre ilim ile fazilet, cehl ile rezilet bir olmuş olur. Kuran’ın temel yaklaşımı da böyledir. Zira putperestler bilmemekle eleştirilir.

    Best answer
    Cancel the best answer

Leave an answer

Browse
Browse