Sünnet’in Kur’ân’ı Beyan Etmesi
Sünnetin hüccet olduğuna bir başka delil de Sünnetin Kur’ân’ın bir nevi tefsiri olması özelliğidir. Kur’ân-ı Kerim bir takım genel metodlar ve küllî kaideler getirmiştir. Nitekim dinin özellikle ibadet ve muamelata bakan büyük bir kısmı sünnet yorumuyla sekillenmiştir. İmam Nevevî (ö.676/1277) bu hususta, “Muhakkak ki bizim dinimiz Kitab-ı Aziz ve rivayet olunan sünnetler üzerine bina edilmiştir. Fıkhî ahkâmın bir çoğu sünnetlerle yapılanmıştır. Füruatla ilgili âyetlerin pek çoğu mücmel olup, açıklamaları muhkemattan olan sünnetlerdedir.”14 der.
Kur’ân’da yer alan nasların bazı hususiyetleri vardır.
Birincisi: net olarak belirlenmiş, kesinliği şüphe götürmez hükümlerdir: Namaz kılma, oruç tutma, zekat verme vb. ibadetlerin farziyeti ile şarap, leş, kan, domuz eti vb. şeylerin yenilmesinin haram olması bu neviden sayılır. Sünnetin bu tür hükümlere herhangi bir açıklama veya yorum getirme ihtiyacı yoktur. Belki bu hükümleri destekler mahiyette teşvik edici ve vurgulayıcı beyanda bulunabilir.
İkincisi: Kur’an-ı Kerim’in, farziyetini bildirip tatbik keyfiyetini Resûlüne bırakmış olduğu hükümler: Bu çeşit hükümler daha çok kapalı ifadelerle gelmiş olduğundan sünnet bu noktada sadece tavzih rolü oynar. Mücmel15 örneğinde olduğu gibi sünnetin açıklaması olmaksızın namazın vakitleri, şartları, erkanı, farzları ve adabı; ve yine orucun, haccın ve zekatın şekli, hangi maldan ne kadar verileceği gibi ayrıntılar anlaşılamazdı. Hatta bu babtan olmak üzere tâbiînin büyük âlimi Mekhûl (ö.113/731) “Sünnet Kur’ân’a kâdi’dir.” yani Kur’ân sünnetin açıklamasına ihtiyaç duyar demiştir. 16
Kur’ân’da yer alan âmm17 nasların tahsis edilerek keyfiyetini, çoğu ahad olan hadisler açıklamaktadır. Yani onun izahı olmadan o ayetlerin anlaşılması mümkün olamaz. Vücub, nedb, irşad şeklindeki emir çeşitleri, nehy nevileri, hak ve hadleri, mahlukatın yekdiğerlerine karşı lazım gelen hükümleri ve emsali âyetlerin ahkamı bu cümledendir. Allah’ın Resûlünden bir nass olmadıkça yahut ümmetini onun tefsirine irşad edecek bir delâlet vârid olmadıkça, bu hususlarda hiç kimsenin söz söylemesi caiz olamaz.”18
Durum hac, oruç, zekat vb., dinin temeli saydığımız diğer ibadetler içinde aynıdır. Ayrıca muamelatdan sayılan hudud’un detayları hadisler olmaksızın anlaşılamaz. İşte bütün bu ayrıntıları bize açıklayan mutlak19 lafızları takyid20 edici sünnetdir.
Bir örnek olarak ‘Muharremat’la ilgili ayeti incelemek istiyoruz: ayet-i kerime’de Allahu Taâlâ nikahla alınması haram olanları beyan etmiştir: “Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt kızkardeşleriniz, kayınvalideleriniz, kendileriyle zifafa girdiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. -Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur.- Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı. Ancak daha önce geçen geçmiştir…”21 . (Yani, bu âyet inmeden yapılanları Allah affeder.)
Nikahla alınması haram olup âyette zikredilen sınıflar şunlardır:
Kayıtsız şartsız kadınların, yani ister kendisiyle zifafa girmiş olunsun ve ister zifafa girilmesin nikahlı hanımlarınızın anneleri (kayınvalideler). Kendisiyle birleştiğiniz hanımlarınızdan olma umumiyetle himayenizdeki üvey kızlarınız. (Eğer anneleri ile cinsi temasta bulunmamış iseniz üvey kızlarınızla evlenmenizde bir mahzur yoktur.)
Sulbunüzden bizzat ve dolaylı olarak gelen oğullarınızın eşleri olan gelinleriniz ki, bütün torunların eşlerini de kapsar. (“sülbünüzden” kaydı ile, üvey oğullar ve evlatlıklar bu hükümden çıkarılmıştır.)
İki kızkardeşle bir arada evlenmeniz.
Ama dikkat edilecek olursa âyette zikri geçmeyen muharremattan başka sınıflar da bulunmaktadır. Bunlar bir kızla halasını, bir kızla teyzesini aynı nikah altında bulundurmak ile ra’da yoluyla olan yasaktır.
İşte Kur’ân’ın açıklamayıp sustuğu bu sınıfları sünnet tafsil etmektedir. Elmalılı merhum ilgili âyetin tefsirinde şöyle der:
“Gerçi birşeyin bildirildiği yerde bazı şeyleri zikretmemek hasr (daraltma) ifade ederse de delalet-i iltizamiyye (Bir lafzın vaz olunduğu mânânın lazımına yani o mânâ ile beraber bulunması zaruri olan diğer bir mânâya delaleti) ile işaret bulununca diğer mânâların düşmesi söz konusu olamaz. Gerçekten Hz. Peygamber (s.a.v.) bu işareti veya bu kapalılığı açıklamak için “Nesebden haram olanların hepsi, süt emmeden de haram olur.” buyurmuştur.
Nasların keyfiyetini, çoğu âhâd olan hadisler açıklamaktadır. Yani hadislerin izahı olmadan o ayetlerin anlaşılması mümkün olamaz.
Bundan dolayı burada “o ikisine mukayese et” meâlinde bir işaret ve îcaz (kısaltma) bulunduğu ve bu şekilde buraya kadar neseb ile yedi, süt emmeden de yedi olmak üzere toplam olarak on dört nikahı düşmeyen kadın sayılmış olduğu unutulmamalıdır.”
Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v.) meşhur bir hadisinde buyurmuştur ki: “Bir kadın ne halasının, ne teyzesinin ne kardeşin kızının ne kızkardeşinin kızının üzerine nikah olunmaz”, ancak eski devirlerde geçmiş olanlar başka. Onlardan dolayı sorumluluk yoktur. Bu durumda sünnet mücmel olan âyetin tafsilini yaparak yeni bir hüküm tesis etmiş olmaktadır.
Üçüncüsü: Hakkında herhangi bir nass olmayıp sadece Resûlüllah’ın sünnetiyle beyan edilmiş hükümlerdir: Bu tür sünnet Kur’ân’ın kabul veya red beyanı bulunmadığı bir hususta yeni bir hüküm getiren sünnettir. Haram kılınmış yırtıcı hayvanların etlerinin yenmesi bu kabildendir. Ebu Sa’lebe kanalıyla rivayet edilen bir hadiste “Parçalayıcı dişi bulunan her yırtıcı hayvanın yenilmesi haramdır.” denilmektedir. Ve yine “Hayızlı kadın orucu kaza eder ama namazı kaza etmez.” hadisi de bu çeşit sünnete örnek olabilir.
Hadis-i şeriflerin bir kısmı tevatüren nakledilmiş ise de hadislerin hepsi her zaman bu şarta ulaşamamıştır. Bir kısmı da ‘ahad’ rivayetle bize gelmişlerdir. Şartlarını haiz olduğu sürece ‘ahad’ hadislerle de amel edilir. İmam Buhari, bu kanaattedir. Sahih’inde ahad haberlerin delil olması ile ilgili açtığı babta 9, Tevbe:122 âyetini göstererek ahad haberle amel edilebileceği ve onun hüccet olduğunu söyler. Zira âyette gecen “Taife” kelimesi bir ve daha çok sayı ifade etmektedir. Bu tefsir İbn Abbas’tan da nakledilmiştir. 23
Benzeri bir kanaati İbn Hazm da paylaşır. Bu ayeti delil getirerek Ahad haberlerle amel edilebileceğini söyler.24
Ahad hadislerle amel edileceğine dair bir örnek, Buhari’nin Abdullah ibn Ömer (r.a.)’dan rivayet ettiği kıblenin tahvili ile ilgili hadistir. İmam Şafiî bu hadis ile ilgili yorumunda “Kuba ehli daha önce Beytu’l Makdis yönüne doğru namaz kılıyorlardı. Kendilerine bir sahabenin kıblenin Kabe’ye doğru olacağını haber vermesi ile Kabe’ye yöneldiler. Şayet ahad hadis hüccet olmasaydı üzerlerine farz olan eski kıblelerini değiştirmezlerdi” der. 25
Yukarıda zikredilen hadisler ve Hulefa-ı Râşidîn’in uygulamaları göstermektedir ki, Kur’ân ve Hadis şer’î bir hükmün aydınlatılması adına birbirlerini tamamlayan iki unsurdur. Hüküm önce Kur’ân’da aranır, bulunamadığı takdirde sünnete müracaat edilir ve onunla amel edilir.” Nizameddin DEMİR
Bir cevap bırakın